Mükâtebât-ı Nursiyye ve Hulûsıyye
Muhammed DOĞAN (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
hâlinin bir kaç misli cesâmet arz
etti. Bu vaz‘ıyyette içinde bir insân şekli
göründü. Kısa bir zamân sonra bu şekil
ve Kamer kayboldu. Cihân serâser zulmet içinde kaldı. Mağrib
cihetinde, ufuktan bir mızrak boyu yüksekliğinde,
Şems sönük bir ziyâyla göründü. Ufku ta‘kíben bir
müddet şimâle doğru gáyet sür‘atle gitti
ve kayboldu. Tekrâr zulmet başladı. Soğukkanlılığımı muhâfaza etmekle
berâber, kıyâmet kopuyor diye uyandım.
İşte bu dehşetli gecenin gündüzünde, “Otuz Birinci Mektûb”un “Bir ve İkinci Lem‘a”larını hâvî kıymetli eseri aldım, okudum. Kendi kendime geceki hâleti düşündüm. Dedim: Bu mübârek mektûb, bana şu dersi veriyor: Sen bir sefîneye râkibsin ki, o azametli sefînen başdöndürücü sür‘atle, fezá-yı nâ-mütenâhîde koşturuluyor. Bu sefîneyi böyle pırıl pırıl çeviren Kadîr-i Kayyûm, sana musahhar ettiği, muntazam tulû‘ ve gurûb eden Şems’le; incelerek, büyüyerek mükemmel bir takvîm-i semâvî vaz‘ıyyetini gösteren Kamer gibi azím cisimleri de istihdâm ediyor. Bir küre, كُنْ فَيَكُونُ emrini aldığı zamân, bu muazzam küreler gibi milyonlarca seyyârât biribirine karışacak, nizám-ı álem bozulacak, her şey harâb olacak. كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ sırrı záhir olacak. Öyleyse, en metîn, en álî, en müzeyyen görünen bu sarây-ı kâinâtın bir ânda yıkılacağı, harâb olacağı, bütün sekenesinin mahv ü nâ-bûd olacaklarını düşün. Hîç-ender-hîç olduğunu hátırla. Senin mini mini hayât tekneni, dağlar gibi dalgaları bulunan kısacık ömrünün denizinde aldanarak boğdurma. Ve hayât-ı ebediyyeni söndürmek isteyen, en büyük ve en yakın olan nefsinin hîlesinden kurtulmaya çalış. Bunun için sana çok kolay ve ucuz, te’sîri mücerreb ve kat‘í ve
Lügat: ebediyyen, muntazam, dehş(e), muazzam, birinc, dehşet, ediyye, cisim, sinin, şekil