Nüzûl-i Ísâ (as)
Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
kerîmede anlatılmak istenen şey, Ísâ (as)’ın mu‘cizevî yönüdür ve
háriku’l-áde hâlleridir. Ísâ (as)’ın beşikte iken konuşması nasıl mu‘cize ise, kühûlet
devresindeki konuşması da mu‘cizevî bir hâlde olması lâzım gelir. Evet, âyet-i kerîmede geçen كَهْلاً
kelimesi, ba‘zı müfessirler tarafından Ísâ (as)’ın yetişkinlik devresinde konuşması diye tefsîr edilmişse de, bu açıdan bunda záhiren fazla bir mu‘cizevî yön görünmüyor. Bu açıdan âyet-i kerîmede geçen كَهْلاً
kelimesini, Ísâ (as)’ın nüzûlünden sonra konuşması ile tefsîr edenlerin re’yi
daha kuvvetli görünüyor. O hâlde, bu âyet-i kerîmede beyân edilen كَهْلاً
kelimesinden murâd, onun semâdan yeryüzüne nüzûl etmesi ve o devrede insânlarla
konuşmasıdır.
Ma‘lûmdur ki; bir insân eğer dilsiz değilse, elbette yetişkinlik devresinde konuşacaktır. Ísâ (as)’ın yetişkinlik devresinde konuşması da bedîhî bir mes’eledir. Eğer كَهْلاً kelimesinden, başka bir ma‘nâ murâd edilmezse; o zamân ma‘lûmu i‘lâm kabîlinden olur. Bu ise, hakîm olan Kur’ân’ın üslûb ve belâğâtına muvâfık düşmez. Öyle ise, كَهْلاً kelimesi başka bir ma‘nâyı ifâde eder. O ma‘nâ da şudur ki:
Âyet-i kerîmede beyân edilen “kühûlet devresi”nden murâd, Hazret-i Ísâ (as)’ın nüzûlünden sonraki devredir. Zîrâ, eğer âyet-i kerîmede geçen كَهْلاً kelimesi, Ísâ (as)’ın semâya ref‘ınden önceki devreyi ifâde etse; bu durum mezkûr káideye ters düşer ve ma‘lûmu i‘lâm kabîlinden olur. Demek, bu âyet-i