Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Demek, bir diyâr-ı âhere bırakılıyor.
İşte, hîç mümkün müdür ki; o Ádil-i Mutlak, böyle cebbâr ve zálimleri
başı boş bıraksın? Onları cezâlandırmasın? Dünyâda isyân eden o
edebsizlerin saraylarını ve kal‘alarını başlarına yıkmasın? Ölüm ile
o táğí ve bâğíleri, ehl-i îmân ve táat ile bir seviyede tutsun? Ehl-i îmân ve
táate lâyık oldukları mükâfâtı, táğí ve bâğílere ise müstehak
oldukları cezâyı vermesin? Elbette, o adâlet sáhibi olan
Zât-ı Ádil, kurûn-i sâlifedeki táğí ve bâğíleri
yakaladığı gibi; bugünkü táğí ve bâğíleri de bir gün dünyâda dahi
yakalayacak. Âhirette ise; o Ádil-i Mutlak, bütün táğí ve bâğíleri bir arada
toplayıp hesâba çekecek, hesâb görüldükten sonra da ebedî Cehennem’in
yakıtı olmak üzere onları toplu olarak Cehennem’e sevk edecektir.
Kur’ân’ın ma‘nevî tefsîri olan “Risâle-i Nûr”un “İşârâtü’l-İ‘câz”
adlı eserinde şöyle deniliyor:
“Evet, görüyoruz ki;
alelekser gaddâr, fâcir zálimler lezzetler, ni‘metler içinde pek râhat yaşıyorlar. Yine görüyoruz ki; ma‘súm, mütedeyyin, fakír mazlûmlar
zahmetler, zilletler, tahkírler, tahakkümler altında can veriyorlar. Sonra ölüm gelir, ikisini de götürür. Bu vaz‘ıyyetten bir zulüm kokusu gelir. Hâlbuki, kâinâtın şehâdetiyle, adâlet ve
hikmet-i İlâhiyye zulümden pâk ve
münezzehtirler. Öyle ise, adâlet-i İlâhiyyenin tam ma‘nâsıyla tecellî etmesi için haşre
ve mahkeme-i kübrâya lüzûm vardır ki; biri cezâsını, diğeri mükâfâtını görsün.”
فَسُبْحَانَ اللّٰهِ ح۪ينَ تُمْسُونَ وَح۪ينَ تُصْبِحُونَ âyet-i kerîmesinin başında سَبِّحُوا emri mukadderdir. Ya‘nî, “Ey insânlar! Elláh’ı tesbîh edin” emrediyor. Mâdem insânlık áleminde bu emr-i İlâhîye riáyet eden olduğu gibi; bu emri kıran da vardır. Öyle ise, bütün kâinâtta tekvînen adâleti yerleştiren bir Zât-ı Ádil, elbette bu ásí gürûhu başı boş bırakmaz, onlar için bir mahall-i cezâ ihzár edecektir. Böyle bir mahall-i cezâ ise, ancak dâr-ı âhirette olur.
Üstâd Bedîuzzamân (ra)
Hazretleri, adâlet-i İlâhiyyenin haşri nasıl iktizá ettiğini ve netîcede ehl-i küfrün Cehennem ile cezâlandırılacağını, ehl-i îmânın ise Cennet ile mükâfâtlandırılacağını şöyle îzáh etmektedir:
“Âlemde çok görüyoruz ki: Zálim, fâcir, gaddâr insânlar gáyet refah ve râhatla
Lügat: cehennem, mukadder, tahakküm, elbette, mahkeme, götürü, hikmet, zillet, âhiret, sinin, âhire