Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Veyâ خَوْفًا kelimesi, yıldırımı haber vermek için, طَمَعًا kelimesi ise yağmuru müjdelemek içindir. Veyâhúd خَوْفًا kelimesi, ekinlerin doludan dolayı helâk olmasına bakar. طَمَعًا kelimesi ise, yağmur vâsıtasıyla zirâatın ihyâ olmasına bakar.
İKİNCİ MES’ELE
Âyet-i kerîmede geçen يُر۪يكُمُ ve يُنَزِّلُ fiillerinden önce, Nahiv ilmine göre bir اَنْ lafzı mukadderdir. Bu durumda اَنْ يُرِيَكُمُ ve اَنْ يُنَزِّلَ şeklinde olur. Böylece اَنْ يُرِيَكُمُ ve اَنْ يُنَزِّلَ cümleleri, masdar-ı müevvel ve mübtedâ olur. وَمِنْ اٰيَاتِه۪ ise haber-i mukaddem olur. Bu durumda, âyet-i kerîmenin takdîri şöyledir:
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ اِرَاءَتُكُمُ الْبَرْقَ
خَوْفًا وَطَمَعًا وَ اِنْزَالُ الْمَاءِ مِنَ السَّمَاۤءِ
ÜÇÜNCÜ MES’ELE
Âyet-i kerîmede geçen السَّمَاۤءِ kelimesinden, şâyet, “Her yüksek şeye semâ denir” ta‘rîfinde ifâde edilen
ma‘nâ murâd ise; bu durumda bulutlara da semâ denildiği için, bu kelimeyi te’vîle gerek kalmaz. Zîrâ, Elláh (cc), yağmuru gökten değil, bulutlardan indiriyor.
Eğer âyet-i kerîmede geçen السَّمَاۤءِ kelimesinden murâd, bildiğimiz gökyüzü ise; bu durumda semâ lafzından önce “cihet” lafzı mukadderdir. Takdîr-i kelâm ise şöyle olur:
وَيُنَزِّلُ مِنْ جِهَةِ السَّمَاءِ “Semâ cânibinden yağmuru indirir.”
ÂYET-İ KERÎMENİN TEFSÎRİ
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ يُر۪يكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً
Lügat: mukaddem, mukadder, kelime