Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Dünyevî bir saltanata yakışan, mutí‘lere mükâfât, ásílere mücâzât vermektir. Saltanatın devâmı da buna bağlıdır. Acabâ, fânî ve muvakkat bir saltanatın devâmı için mükâfât ve mücâzât gerekiyorsa; şu kâinât çapındaki muhteşem saltanat-ı ulûhiyyetin devâm ve bekásı için mükâfât ve mücâzâtın olmaması düşünülebilir mi? Mâdem o saltanat-ı ulûhiyyete lâyık bir mükâfât ve mücâzât burada tam görünmüyor. Öyle ise, bir diyâr-ı âherde bu mükâfât ve mücâzât tahakkuk edecektir.
Nasıl ki; dünyâda kurulan bir devlet, raıyyetin refah ve saádetini hedef alır. Bu sebeble raıyyetine ihsân ve ikrâmda bulunur. O devleti
tanıyıp itáat etmek súretiyle o ihsân ve ikrâmın hakkını edâ edenlere, o devletin mutlaka bir mükâfâtı, isyân edip o devleti tanımayanlara da elbette bir mücâzâtı olacaktır.
Aynen öyle de, şu
kâinâtın sáhib
ve mutasarrıfı olan Sultán-ı Zî-şân, bu
kâinâtı bir
devlet, bir saltanat súretinde yaratmıştır. Saltanatının gereği olarak her şeye fıtrî bir
kánûn koyduğu gibi;
insânın
ef‘ál-i ihtiyâriyyesini tanzím etmek maksadıyla da nev-ı beşere
teklîfî bir kánûn koymuştur. O
kánûn da, başta
Kur’ân ve onun tefsîri olan Sünnet-i Nebeviyye ve bütün peygamberân-ı ızámın şerîatleridir.
Elbette, o saltanatın
tekvînî ve teklîfî kánûnlarına
itáat edenlere mükâfâtı
olacaktır.
Mâdem bu álemde icrâ olunan
tekvînî kánûnlar netîcesinde tezáhür eden nizám ve intizám, bir saltanat-ı ulûhiyyetin varlığına şehâdet eder. Hem bütün mevcûdât, bu tekvînî kánûnlara itáat
etmekle o saltanat-ı ulûhiyyete karşı ubûdiyyetlerini izhâr ederler. Cin ve insin ef‘ál-i
ihtiyâriyyelerini nizám ve intizám altına almak için vaz‘ edilen
teklîfî kánûnlara gelince; cin ve insin bir kısmı o kánûnlara itáat ederken, ekserîsi inkâr ve isyân ile mukábele
ederler. Elbette, o saltanatın kánûnuna itáat edenlere
mükâfât, itáat etmeyenlere de cezâ vermek, o saltanat-ı ulûhiyyetin şe’nindendir. Mâdem burada o
mükâfât ve cezâ hakkıyla görünmüyor. Demek, o Sultán’ın, hakkıyla mutí‘lere mükâfât ve
ásílere cezâ vereceği başka bir memleketi vardır. O memleket ise, dâr-ı âhirettir. Kur’ân’ın ma‘nevî tefsîri olan “Risâle-i
Nûr” eserlerinde bu konu şöyle îzáh edilmektedir:
“Hîç mümkün müdür ki: Bir
saltanat, bâhusús böyle muhteşem bir saltanat, hüsn-i
hizmet eden mutí‘lere mükâfâtı ve isyân edenlere mücâzâtı bulunmasın. Burada yok hükmündedir.
Demek, başka yerde bir mahkeme-i kübrâ
vardır.”