Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
man’ın çok şeâmetli ebedî adâvetlerinden başka; Harb-i Umûmî’deki hâdisât-ı müdhişe dahi, menfî milliyyetin
nev-ı beşere ne kadar zararlı olduğunu gösterdi. Hem bizde, ibtidâ-i Hürriyet’te, -Babil kal‘asının harâbiyyeti zamânında ‘tebelbül-i akvâm’ ta‘bîr edilen ‘teşâub-i akvâm’ ve o teşâub sebebiyle dağılmaları gibi- menfî milliyyet fikriyle, başta Rûm ve Ermeni olarak pek çok ‘kulüpler’ nâmında sebeb-i tefrîka-i kulûb, muhtelif milliyetçiler cem‘ıyyetleri teşekkül etti. Ve onlardan şimdiye kadar, ecnebîlerin boğazına gidenlerin ve perîşân olanların hâlleri, menfî milliyyetin zararını gösterdi.
“Şimdi ise, en ziyâde biribirine muhtâc ve biribirinden mazlûm ve
biribirinden fakír ve ecnebî tahakkümü altında
ezilen anâsır ve kabâil-i İslâmiyye içinde, fikr-i milliyyetle biribirine yâbânî bakmak ve
biribirini düşmân telakkí etmek, öyle bir
felâkettir ki, ta‘rîf edilmez. Ádetâ, bir sineğin ısırmaması için, müdhiş yılanlara arka çevirip, sineğin ısırmasına karşı mukábele etmek gibi bir dîvânelikle; büyük ejderhalar hükmünde
olan Avrupa’nın doymak bilmez hırslarını, pençelerini açtıkları bir zamânda, onlara ehemmiyyet vermeyip, belki ma‘nen onlara yardım edip, menfî unsuriyyet fikriyle şark vilâyetlerindeki vatandaşlara
veyâ cenûb tarafındaki dîndaşlara adâvet besleyip onlara karşı cebhe almak, çok zararları ve
mehâliki ile berâber; o cenûb efrâdları
içinde düşmân olarak yoktur ki, onlara
karşı cebhe alınsın. Cenûbdan gelen Kur’ân nûru var, İslâmiyyet ziyâsı gelmiş; o içimizde vardır ve her yerde bulunur.
“İşte, o dîndaşlara adâvet ise; dolayısıyla İslâmiyyete, Kur’ân’a dokunur. İslâmiyyet ve Kur’ân’a karşı
adâvet ise, bütün bu vatandaşların hayât-ı dünyeviyye ve hayât-ı uhreviyyesine bir nev‘í adâvettir. Hamiyyet nâmına hayât-ı ictimâıyyeye hizmet edeyim diye, iki hayâtın temel taşlarını harâb etmek; hamiyyet değil, hamâkattır! (. …)
“Müsbet milliyyet, hayât-ı ictimâıyyenin ihtiyâc-ı dâhılîsinden ileri geliyor;
teávüne, tesânüde sebebdir; menfaatli bir kuvvet te’mîn eder; uhuvvet-i İslâmiyyeyi daha ziyâde te’yîd edecek bir vâsıta olur.
“Şu müsbet fikr-i milliyyet İslâmiyyet’e hádim olmalı, kal‘a
olmalı, zırhı olmalı; yerine geçmemeli. Çünkü, İslâmiyyet’in verdiği
uhuvvet içinde bin uhuvvet var; Álem-i Beká’da ve Álem-i Berzah’ta o uhuvvet
bâkí kalıyor. Onun için, uhuvvet-i milliyye
ne kadar da kavî olsa, onun bir perdesi hükmüne geçebilir. Yoksa, onu