Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Resûl-i Ekrem (asm) da konu
ile alâkalı olarak şöyle buyuruyor:
يا ايها الناس ان ربكم واحد وان اباكم واحد
الا لا فضل لعربى على اعجمى ولا لاعجمى على عربى ولا لاحمر على اسود ولا لاسود على
احمر الا بالتقوى
“Ey
insânlar! Dikkat edin! Şübhesiz, Rabbiniz birdir.
Babanız (Âdem) de birdir. Arab’ın Arab olmayana, Arab olmayanın
da Arab olana bir üstünlüğü yoktur. Kezâ, kızıl tenlinin siyâh tenli
olana, siyâh tenli olanın da kızıl tenli olana bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük, ancak takvâ iledir
Kur’ân’ın ma‘nevî tefsîri olan “Risâle-i Nûr”un “Mektûbât”
adlı eserinde bu âyet-i kerîmenin tefsîri sadedinde şöyle buyruluyor:
“Ya‘nî:
لِتَعَارَفُوا مُنَاسَبَاتِ الْحَيَاةِ اْلاِجْتِمَاعِيَّةِ فَتَعَاوَنُوا عَلَيْهَا لاَ لِتَنَاكَرُوا فَتَخَاصَمُوا
“Ya‘nî: ‘Sizi táife táife,
millet millet, kabîle kabîle yaratmışım; tâ biribirinizi tanımalısınız ve biribirinizdeki hayât-ı ictimâıyyeye áid münâsebetlerinizi
bilesiniz, biribirinize muávenet edesiniz. Yoksa, sizi kabîle kabîle yaptım ki; yekdiğerinize karşı inkâr ile yâbânî bakasınız, husúmet ve adâvet edesiniz
değildir!’ (. …)
“Şu âyet-i kerîmenin işâret ettiği ‘teárüf ve teávün düstûru’nun beyânı için deriz ki: Nasıl ki, bir ordu fırkalara, fırkalar alaylara, alaylar taburlara, bölüklere, tâ takımlara kadar tefrîk edilir. Tâ ki, her neferin muhtelif ve müteaddid münâsebâtı ve o münâsebâta göre vazífeleri tanınsın, bilinsin; tâ, o ordunun efrâdları, düstûr-ı teávün altında, hakíkí bir vazífe-i umûmiyye görsün ve hayât-ı ictimâıyyeleri, a‘dânın hücûmundan masún kalsın. Yoksa, tefrîk ve inkısâm; bir bölük bir bölüğe karşı rekábet etsin, bir tabur bir tabura karşı muhásemet etsin, bir fırka bir fırkanın aksine hareket etsin değildir. Aynen öyle de: Hey’et-i ictimâıyye-i İslâmiyye büyük bir ordudur, kabâil ve tavâife inkısâm edilmiş. Fakat, bin bir bir birler adedince cihet-i
Lügat: yekdiğer, hareket, dikkat, millet, teaddi, dilir, inkâr, âmiyy