Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
bu arzûları yerine getirilecektir. Bu uzuvların ve duyguların hepsi, o ebedî áleme göre verilmiş ve ancak orada tatmîn olacaktır. Meselâ; kuvve-i hayâliyyenin tatmîn yeri ancak Cennet’tir. Hayâl nasıl tatmîn olur? Şu ânda sen, hayâlen İstanbul’u düşündün ve bir ânda oraya gitmek istedin. Peki, hayâlin bu isteği bi’l-fiil yerine gelir mi? Oraya gidebilir misin? Hayır. İşte bu istek, en a‘lâ şekliyle Cennet’te ihsân edilecektir. Zîrâ, ehl-i Cennet, Cennet’te rûh hıffetinde, hayâl sür‘atinde gezip dolaşırlar. Cennet’te, zamân ve mekân kaydı olmadığı için, tam bir saádete nâil olurlar. Meselâ; Cennet’te hayâl, nereyi düşünse, cesed aynı ânda o yerde gezer ve dolaşır. Bedenin sür‘at-i hareketi, hayâlin sür‘ati kadardır. Dünyâdaki sür‘at-i hayâl ne kadarsa, Cennet’te cesed o kadar sür‘atlidir. Ehl-i Cennet, aynı ânda hayâl ettiği şeyin yanında olur, istediği ni‘met onun yanında hâzır olur. Bir ni‘meti düşünmekle, o ni‘mete nâil olmak berâberdir. Kur’ân’ın ma‘nevî tefsîri olan “Risâle-i Nûr”un “Sözler” adlı eserinde şöyle deniliyor:
“Elbette, nûrânî, kayıdsız, geniş ve ebedî olan Cennet’te, cisimleri rûh kuvvetinde ve hıffetinde ve hayâl sür‘atinde olan ehl-i Cennet, bir vakitte yüz
bin yerlerde bulunup yüz bin hûrîlerle sohbet ederek yüz bin tarzda zevk almak;
o ebedî Cennet’e, o nihâyetsiz rahmete lâyıktır ve Muhbir-i Sádık (asm)’ın haber verdiği gibi hak ve hakíkattır.”
İnsânın emelleri ebede kadar uzanmış, hepsi ebediyyeti istiyor.
Havâs ve letáif-i insâniyyenin hîç biri, bu dünyâda tatmîn olmuyor. Demek,
havâs ve letáif-i insâniyye, bu dünyâya göre verilmemiştir. Öyle ise, bâkí bir álem vardır ve bu havâs ve letáif
orada tatmîn edilecektir.
Aklın defterinde bulunan on havâs ve kalbin cüzdânında bulunan on letáifin her biri, ebedî bir Zât’ın âyinesidir ve ebedî bir álem için yaratılmıştır. Bunları ebedî bir áleme ve ebedî bir Zât’a doğru müteveccih etmeyen bir insân, bu dünyâda aslâ huzúr bulamaz. O hâlde, bu cihâzâtın dünyâda dahi bir derece tatmînini isteyen, bu cihâzâtı veriliş gáyesine doğru sevk etmeli, îmân ve ubûdiyyet dâiresine tam girmelidir. Kur’ân’ın ma‘nevî tefsîri olan “Risâle-i Nûr”un “Sözler” adlı eserinde bu konuda şöyle buyrulmaktadır:
“Evet, hakíkí terakkí ise; insâna verilen kalb, sır, rûh, akıl, hattâ hayâl ve sâir kuvvelerin hayât-ı ebediyyeye yüzlerini çevirerek, her biri kendine lâyık husúsí bir
Lügat: elbette, hareket, ediyye, muhbir, âliyye, cisim