Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
olmamıştır, doymamıştır, daha güzelini ister. O hâlde bu göz, dünyâ için yaratılmamıştır. O gözün hakkıyla tatmîn olacağı başka bir memleket vardır.
Hem meselâ; tad alma duyusuna bak! Dünyâda ne kadar yemekler, envâ-ı et‘ıme varsa, dilde hepsinin ölçüsü vardır. Hepsini tadar, tartar, hem de değer verir. Meselâ; Güney Afrika’da bir meyve mevcûddur. Sen o meyveyi tadmamışsın. Onun tadını alacak ölçücük de dilinde derc edilmiştir. Demek, ister tadsın, ister tadmasın, dünyâdaki bütün ni‘metlerin ölçüsü, insânın dili üzerinde mevcûddur. Elbette, şu küçücük dilde bütün dünyâdaki ni‘metlerin ölçücüğünü koyan bir Rabb-i Rahîm vardır. Dil, öyle muazzam bir âlettir ki; beşer bunun benzerini taklîd etmekten ácizdir. Öyleyse, bunu yapan Zât’ın ne için yaptığını düşünmek lâzımdır. Hîç bir dil bu dünyâda tatmîn olmamıştır. En a‘lâ yemeği yese yine tatmîn olmaz. Demek, bu dil, şu dünyâ için yaratılmamıştır. Tamâmen tatmîn olacağı bir diyârı ister.
Hem meselâ; insânda havâss-ı záhireden “dokunma”
hissi vardır. Hîç bir kimse bu dünyâ hayâtında “dokunma”
noktasında tatmîn olmamıştır. Meselâ; yumuşak bir ipeğe dokunsa, daha yumuşağını ister.
Hem meselâ; insânda sır denilen bir latífe-i Rabbâniyye vardır. Bütün dünyâ o latífeye verilse, tatmîn olmaz. Cennet verilse,
yine tatmîn olmaz. O latífenin tatmîni, ancak rü’yet-i cemâlulláh iledir. Dünyâ
ve mâfîhâ, Cennet ve mâfîhâ onun yanında beş kuruşa değmez. Peki, böyle bir arzûyu kim tatmîn edebilir?
Demek, hîç bir uzv-i insânî, bu dünyâda hüve
hüvesine tatmîn olmuyor, her biri ebediyyeti istiyor.
اَكَرْ نَه خَواهِى دَادْ نَه دَادِى خَواهْ
denildiği gibi: Eğer vermek istemeseydi, istemek vermezdi.”
Kim bu hárika-i san‘at olan uzuvları yaratmış ise, bunların ebede áid ve ancak ebedî bir álemde tatmîn edilecek olan arzûlarını veren de O’dur. Mâdem insânın bu fânî dünyâda bu arzûları yerine getirilmiyor. Elbette, başka bir álemde
Lügat: memleket, elbette, muazzam, ediyye, havâss, sinin