Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
ka álî, dâimî bir yer
bulunmazsa; şu muhkem defter, o kat‘í
cüzdân, bütün bütün ma‘nâsız olur. Hem şu muhterem zábit ve mükerrem kumandân ve muazzez reîs; bütün
âhâlîden aşağı, herkesten daha bedbaht, daha bî-çâre, daha zelîl, daha
musíbetli, daha fakír, daha zayıf bir derekeye düşer. İşte, buna kıyâs et. Hangi şeye dikkat etsen, şehâdet eder ki: Bu fânîden sonra bir bâkí var...
“Ey
arkadaş!
Demek, bu muvakkat memleket bir tarla hükmündedir. Bir ta‘lîmgâhtır, bir pazardır. Elbette, arkasında bir mahkeme-i kübrâ, bir saádet-i uzmâ
gelecektir. Eğer bunu
inkâr etsen; bütün zábitlerdeki cüzdânları, defterleri, techîzâtları, düstûrları, belki şu memleketteki bütün intizámâtı, hattâ hükûmeti inkâr etmeğe mecbûr olursun ve bütün vâkı‘ olan icrââtın vücûdunu tekzîb etmek lâzımgelir. O vakit sana, insân ve zî-şuúr denilmez. Sofestáîlerden daha akılsız olursun.”
“On Birinci Hakíkat:
Hîç mümkün müdür ki: Cenâb-ı Hak ve Ma‘bûd-i Bi’l-hak,
insânı, şu kâinât içinde rubûbiyyet-i mutlakasına ve umûm álemlere rubûbiyyet-i ámmesine karşı en ehemmiyyetli bir abd ve hıtábât-ı Sübhâniyyesine en mütefekkir bir muhátab ve mazhariyyet-i esmâsına en câmi‘ bir âyine ve onu ism-i a‘zamın tecellîsine ve her isimde bulunan ism-i a‘zamlık mertebesinin tecellîsine mazhar bir ahsen-i takvîmde en güzel
bir mu‘cize-i kudret ve hazâin-i rahmetinin müştemilâtını tartmak, tanımak için en ziyâde mîzân ve
âletlere mâlik bir müdakkik ve nihâyetsiz ni‘metlerine en ziyâde muhtâc ve
fenâdan en ziyâde müteellim ve bekáya en ziyâde müştâk ve hayvânât içinde en nâzik ve en nazdâr ve en fakír ve en
muhtâc ve hayât-ı dünyeviyyece en müteellim
ve en bedbaht ve isti‘dâdça en ulvî ve en yüksek súrette, mâhiyyette yaratsın da; onu müstaid olduğu ve müştâk olduğu ve lâyık olduğu bir dâr-ı ebedîye göndermeyip, hakíkat-ı insâniyyeyi ibtál ederek kendi hakkániyyetine taban tabana zıd ve hakíkat nazarında çirkin bir haksızlık etsin?
“Hem hîç kábil midir ki: Hâkim-i Bi’l-hak, Rahîm-i Mutlak; insâna öyle bir isti‘dâd verip, yer ile gökler ve dağlar tahammülünden çekindiği emânet-i kübrâyı tahammül edip, ya‘nî küçücük cüz’î ölçüleriyle, san‘atçıklarıyla Hálık’ının muhît sıfatlarını, küllî şuûnâtını, nihâyetsiz tecelliyyâtını ölçerek bilip; hem yerde en nâzik, nâzenîn, nazdâr, áciz, zaíf yaratıp; hâlbuki bütün yerin nebâtî ve hayvânî olan mahlûkátına bir nev‘í tanzímât me’mûru yapıp, onların tarz-ı tesbîhât ve ıbâdetlerine müdâhale ettirip, kâinâttaki icrâât-ı İlâhiyyeye küçücük mikyâsta bir temsîl