Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
ma‘nâsındadır. Yoksa, “Cinler saf ateşten,
melekler de sâdece nûr unsurundan yaratılmıştır” demek değildir. Onlarda da diğer unsurlar mevcûddur.
O hâlde, âyet-i kerîmede
geçen تُرَابٍ kelimesinden murâd, saf
toprak değildir. Dört unsurun mecmûu olan topraktır. Zîrâ, insânın yaratılışında su, toprak, havâ ve
harâret denilen dört unsur mevcûddur. Bununla berâber, insânda toprak unsuru
sudan daha fazla olduğu için âyet-i kerîme تُرَابٍ kelimesini zikretmiştir.
“Ve her diri şeyi, sudan yarattık”
Hem bu âyet-i kerîmede geçen
مِنَ
الْمَاۤءِ kelimesinin bir ma‘nâsı da, insânın yaratıldığı madde olan menidir.
Hem “Ve her diri şeyi, sudan yarattık” âyet-i kerîmesinin lafzı, her ne kadar umûmiyyeti ifâde ediyorsa da; ancak âyetin bu umûmîliğini tahsís edecek karîneler mevcûddur. Çünkü, delîlin maksada daha yakın olabilmesi için, mutlaka görülür ve hissedilir cinsten olması gerekir. İşte buna binâen, meleklerin nûrdan, cinlerin dumansız ateşten, Hz. Âdem’in topraktan yaratılması, âyetin bu umûmî káidesinin dışında kalır. Çünkü, kâfirler, bunlardan hîç birini görmemişlerdir. Hâlbuki, bu âyet-i kerîmenin baş kısmında, أَوَ لَمْ يَرَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوۤا “İnkâr edenler görmezler mi?” buyruluyor. Onların gördükleri, diri olan her şeyin sudan yaratılmış olmasıdır.
Demek, bu iki âyet-i kerîme arasında bir tezâd yoktur. اِذَٓا اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ âyet-i kerîmesinin ifâdesiyle, Elláh (cc) sizi topraktan yarattıktan sonra, siz birden bire gören, işiten, düşünen bir insân olursunuz ve füc’eten yeryüzüne dağılırsınız. Ya‘nî, cansız, şuúrsuz bir toprak, izn-i İlâhî ile birden bire gören, işiten, düşünen bir varlık haline gelir.
Evet, cansız, câmid, şuúrsuz, kör, sağır olan bir topraktan acûbe-i hılkat olan insânı yaratan bir Sáni-ı Hakîm, hîç mümkün müdür ki; ölüm ile onu ebedî olarak i‘dâm etsin? Bu, O’nun nihâyetsiz hikmet ve rahmetine muvâfık düşer mi?
Lügat: binâen, hikmet, kelime, dilir, kâfir, sinin