Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
“Evet, hudûs hakíkatı kâinâtı istîlâ etmiş. Çoğunu göz görüyor, diğer kısmını akıl görüyor. Çünkü, gözümüzün önünde her sene güz mevsiminde öyle bir álem vefât eder ki; her birisinin hadsiz efrâdı bulunan ve her biri zî-hayât bir kâinât hükmünde olan yüz bin nev‘í nebâtât ve küçücük hayvânât, o álem ile berâber vefât ederler. Fakat, o kadar intizám ile bir vefâttır ki; haşir ve neşirlerine medâr olan ve rahmet ve hikmetin mu‘cizeleri, kudret ve ilmin hárikaları bulunan çekirdekleri ve tohumları ve yumurtacıkları bahârda yerlerinde bırakıp, defter-i a‘mâllerini ve gördükleri vazífelerin programlarını onların ellerine vererek, Hafîz-i Zü’l-Celâl’in himâyesi altında, hikmetine emânet eder; sonra vefât ederler. Ve bahâr mevsiminde, haşr-i a‘zamın yüz bin misâli ve nümûne ve delîlleri hükmünde olarak o vefât eden ağaçlar ve kökler ve bir kısım hayvâncıklar, aynen ihyâ ve diriliyorlar. Ve bir kısmının dahi, kendi yerlerinde emsâlleri ve aynen onlara benzeyenleri îcâd ve ihyâ olunuyor. Ve geçen bahârın mevcûdâtı, işledikleri amellerin ve vazífelerin sahîfelerini i‘lânât gibi neşredip, وَ اِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ âyetinin bir misâlini gösteriyorlar.
“Hem hey’et-i mecmûa
cihetinde, her güzde ve her bahârda büyük bir álem vefât eder ve tâze bir álem
vücûda gelir. Ve o vefât ve hudûs, o kadar muntazam cereyân ediyor ve o vefât
ve hudûsta, gáyet intizám ve mîzânla o kadar nev‘ílerin vefiyyâtları ve hudûsları oluyor ki; gûyâ dünyâ öyle
bir misâfirhánedir ki, zî-hayât kâinâtlar ona misâfir olurlar ve seyyâh álemler
ve seyyâr dünyâlar ona gelirler, vazífelerini görürler, giderler. İşte, bu dünyâda böyle hayâtdâr dünyâları ve vazífedâr kâinâtları
kemâl-i ilim ve hikmet ve mîzânla ve müvâzene ve intizám ve nizámla ihdâs ve îcâd
edip Rabbânî maksadlarda ve İlâhî gáyelerde ve Rahmânî
hizmetlerde kadîrâne isti‘mâl ve rahîmâne istihdâm eden bir Zât-ı Zü’l-Celâl’in vücûb-i vücûdu ve hadsiz kudreti ve nihâyetsiz
hikmeti, bi’l-bedâhe güneş gibi, akıllara görünüyor.
ON BEŞİNCİ ÜSLÛB: Kur’ân-ı Hakîm, i‘câzkâr beyânâtıyla Sáni-ı Zü’l-Celâl’in ef‘ál ve
eserlerini nazara karşı serer, basteder. Sonra o
âsâr ve ef‘álinde haşir ve tevhîd gibi bir makásıd-ı asliyye-i Kur’âniyyeyi
isbât eder.
İşte, Kur’ân,
يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَىِّ وَيُحْيىِ
Lügat: muntazam, cereyân, program, udre(t), hadsiz, hikmet, hizmet, mevsim, simin, sinin