Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
MUKADDİME
(Haşir akídesinin pek çok rûhî fâidelerinden ve hayâtî netîcelerinden
bir tek netîce-i câmiayı ihtisár ile beyân ve hayât-ı insâniyyeye, husúsan hayât-ı ictimâıyyesine ne derece lüzûmlu ve zarûrî olduğunu izhâr ve bu “îmân-ı haşrî” akídesinin pek çok hüccetlerinden bir tek hüccet-i külliyeyi
icmâl ile göstermek ve o akíde-i haşriyye ne derece bedihî ve şübhesiz bulunduğunu ifâde etmekten ibâret
olarak “İki Nokta”dır.)
BİRİNCİ NOKTA
Âhiret akídesi, hayât-ı ictimâıyye ve şahsıyye-i insâniyyenin
üssü’l-esâsı ve saádetinin ve kemâlâtının esâsâtı olduğuna yüzer delîllerinden bir
mikyâs olarak yalnız dört tânesine işâret edeceğiz.
Birincisi: Nev-ı beşerin hemen yarısını teşkîl eden çocuklar, yalnız Cennet fikriyle, onlara dehşetli ve ağlatıcı görünen ölümlere ve vefâtlara karşı dayanabilirler; ve gáyet zaíf ve nâzik vücûdlarında bir kuvve-i ma‘neviyye bulabilirler; ve her şeyden çabuk ağlayan gáyet mukávemetsiz mîzâc-ı rûhlarında, o Cennet ile bir ümîd bulup mesrûrâne yaşayabilirler. Meselâ, Cennet fikriyle der: “Benim küçük kardeşim veyâ arkadaşım öldü, Cennet’in bir kuşu oldu. Cennet’te gezer, bizden daha güzel yaşar.” Yoksa, her vakit etrâfında kendi gibi çocukların ve büyüklerin ölümleri, o zaíf bî-çârelerin endişeli nazarlarına çarpması; mukávemetlerini ve kuvve-i ma‘neviyyelerini zîr u zeber ederek gözleriyle berâber rûh, kalb, akıl gibi bütün letáifini dahi öyle ağlattıracak; ya mahvolup veyâ dîvâne bir bedbaht hayvân olacaktı.
İkinci delîl: Nev-ı insânın nısfı olan ihtiyârlar, yalnız hayât-ı uhreviyye ile
Lügat: bedbaht, dehş(e), külliye, bedihî, birinc, dehşet, endişe, hüccet, endiş, fâide, haşrî, nâzik, sinin, şübhe