Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
Molla Muhammed el-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
aynen
öyle de, fakat bir sâatlik bir bahçeden
ancak istifâde eden bu fânî memleketteki kuvve-i şámme ve
kuvve-i zaika, o bâkí memlekette bir senelik bahçeden aynı istifâdeyi eder. Ve burada
bir senelik mesîregâhtan ancak istifâde edebilen bir kuvve-i bâsıra ve kuvve-i sâmia
orada beşyüz
senelik mesîregâhındaki
seyâhattan; o haşmetli,
baştan başa zînetli
memlekete lâyık
bir tarzda istifâde eder. Her mü’min derecesine ve dünyâda kazandığı sevâblar, haseneler nisbetinde
inbisât ve inkişâf eden duygularıyla zevk alır, telezzüz
eder, müstefid olur.”
Dördüncü Nükte: Bu cem‘ síğası, îmâ eder ki; Cennet, o
kadar geniştir ki; herkesin hissesine
düşen kısmı da sanki bütün Cennet kadar geniştir, vâsi‘dir. Demek Cennet ehlinin her birisine,
sanki bütün Cennet vardır. Ya‘nî ehl-i Cennet, hep
berâber, bir Cennet’te değillerdir. Herkese verilen
Cennet, bütün Cennet kadardır. Ya‘nî, Elláh (cc),
hepsini bir yere, bir Cennet’e idhâl edip ismini Cennet koymamıştır. Belki herkesin o kadar geniş bir Cennet’i vardır ki; sanki bütün Cennet, ondan ibârettir.
Beşinci
Nükte: جَنَّاتٍ kelimesinin nekire
gelmesi, sâmi‘in zihnine şu hadîsi getirir ve ona
okur:
فيها ما لا عين رأت، ولا اذن سمعت، ولا خطر على قلب بشر.
Ya‘nî: “Cennet’te ehl-i îmâna öyle
ikrâmlar edilecek ki; ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne de kalb-i beşere hutúr etmiştir.”
Bu hadîsin tamâmı, Buhârî ve Müslim’de şu şekilde geçer:
عن ابى هريرة رضى الله عنه، قال:
قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: قال الله عز وجل: اعددتُ لعبادى الصالحين ما
لاعين رأت ولا أُذن سمعت ولا خطر على قلب بشر، واقرأوا ان شئتم فَلَا تَعْلَمُ
نَفْسٌ مَٓا اُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ اَعْيُنٍ (السجدة: 17)
Hazret-i Ebû Hüreyre (ra)’ın rivâyet ettiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (sav) buyurdu ki: Elláh Azze ve Celle şöyle buyurdu: “Cennet’te sâlih kullarım için öyle ni‘metler ve ikrâmlar hâzırlamışım ki; ne göz görmüş; ne kulak işitmiş ve ne de kalb-i beşere hutúr etmiştir.”