Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
Molla Muhammed el-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Ebû Hüreyre (ra), daha sonra
şöyle dedi: Şâyet istiyorsanız, bu hakíkata işâret eden şu âyeti okuyunuz:
فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا اُخْفِىَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ اَعْيُنٍ جَزَاءً
بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ[
Ya‘nî, “Hiçbir nefis, kendileri için, gözleri rûşen edecek, aydınlatacak ni‘metlerden neler
gizlenmiş, hâzırlanmış olduğunu bilemez.”
Müellif (ra), bu hadîs-i şerîfin şerhi sadedinde “Sözler” adlı eserinde şöyle buyurmuştur:
“Hem anlarsın
ki: Öyle bir Rahmân, öyle bir álemde, öyle has ibâdına öyle
ikrâmlar edecek; ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne kalb-i beşere hutúr etmiştir. Âmennâ...”
“Ve şu
meydân-ı tecrübe ve şu destgâh-ı
imtihândan sonra onların Rabb-i Kerim’i onları,
îmânlarına mükâfât
olarak saádet-i
ebediyyeye ve İslâmiyyetlerine ücret olarak dârüsselâma da‘vet ederek öyle bir ikrâm etti ve eder
ki, hîç göz görmemiş ve kulak işitmemiş ve
kalb-i beşere hutúr etmemiş
derecede parlak bir tarzda rahmetine mazhar etti ve onlara ebediyyet ve beká
verdi. Çünki
ebedî ve sermedî olan bir cemâlin seyirci müştâkı ve âyinedar âşıkı,
elbette bâkí kalıp ebede
gidecektir.
İşte Kur’ân şâkirdlerinin ákıbetleri böyledir.
Cenâb-ı
Hak bizleri onlardan eylesin. Âmîn!”
Altıncı
Nükte: جَنَّاتٍ kelimesinin nekire
getirilmesinin bir nüktesi de şudur: Tâ ki herkes, nasıl bir Cennet’i istihsân edip istiyorsa; ne şekilde bir Cennet’i tasavvur edip düşünüyorsa; ona göre bir Cennet verileceğine işâret etsin.
Evet, herkesin istediği, arzu ettiği cennetler ayrı ayrıdır; herkes, kendi zevkine göre bir Cennet ister. Meselâ; yayla hayâtına alışan bir kimse, yayla gibi bir yeri ve ona münâsib bir çadırı, bir evi ister. İşte ehl-i Cennet için, böyle yerler de vardır. Hem meselâ; şehirde yaşamak isteyen kimse, başka bir tarzda saraylar, köşkler, mâlikhaneler ister.