Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
Molla Muhammed el-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
وتقديم
(لَهُمْ) اشارة الى اختصاصهم بين الناس بالجنة، اذ ملاحظة حال أهل النار سبب لظهور
قيمة لذة الجنة..
Arabca Metnin Meâli
لَهُمْ kelimesinin takdîmi, hasrı ve ihtisásı ifâde ettiğinden, beyne’n-nâs, Cennet’in yalnız onlara tahsís kılındığına işâret eder. Zîrâ ehl-i nârın perîşan hâllerini mülâhaza etmek ve göz önüne getirmek, Cennet’teki ni‘metin kıymet-i zuhûruna ve lezzetinin artmasına sebebtir. Çünkü tahsís ve hasrdan anlaşılıyor ki; “Bu ni‘metler, sâdece ehl-i Cennet’e fazl-ı İlâhî ile tahsís edilmiştir. Ehl-i Cehennem ise, bu ni‘metlerden mahrûmdur.”
Ehl-i Cennet, ehl-i Cehennem’in azâb içindeki hâllerini mülâhaza ederler. Böylece içinde bulundukları ni‘metin kıymetini daha fazla anlarlar ve lezzetleri de tâm tekâmül etmiş olur.
Müellif (ra) diyor ki; burada, اَنَّ harfinin haberi olan لَهُمْ kelimesinin, اَنَّ harfinin ismi olan جَنَّاتٍ kelimesine takdîm edilmesi; tahsísi ve hasrı ifâde etmek içindir. Ya‘nî, “Beyne’n-nâs ehl-i îmân, Cennet’e lâyıktırlar; Cennet, onlara hástır. ” Ya‘nî, “Ey mü’minler! Cennet, sâdece size mahsústur.” müjdesini vermek içindir.
Demek ehl-i şirke ve ehl-i küfre Cennet
yoktur. Onlar, ehl-i nârdırlar; ehl-i azâbtırlar. Öyle ise bu âyet-i kerîme ma‘nen şöyle der:
“Ey ehl-i îmân! Sizlere müjdeler olsun! Cennet, sâdece size
mahsústur; yalnız
size hás ve lâyıktır. Bu noktayı düşünün
ki; Cennet’in tâm lezzetini anlayasınız. Bu hakíkati düşünmezseniz, Cennet’in tâm kıymetini idrâk edemezsiniz. Yüzünüzü Cehennem’e çevirin! Cehennem
ehline bir nazar edip bakın!
Onlar, ne hâldedirler; nasıl
bir azâb-ı
elîm içindedirler. Bakın,
görün ki; o zamân Cennet’teki ni‘metlerin derece-i lezzetini ve kıymetini tâm anlayasınız.”
Demek Cehennem olmazsa, Cennet’in anlamı kalmaz. Zîrâ her şey, zıddı ile bilinir. Müellif (ra), “Mektûbât” adlı eserinde şöyle buyuruyor:
Lügat: ehl-i nâr, cehennem, tekâmül, kelime, sinin