Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
Molla Muhammed el-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
وأما إطلاق «مفلحون» فللتعميم؛ اذ مخاطب القرآن على طبقات مطالبهم مختلفة. فبعضهم يطلب الفوز من النار.. وبعض إنما يقصد الفوز بالجنة.. وبعض انما يتحرى الرضاء الالهي.. وبعض مايحب الا رؤية جماله.. وهلم جرّا.. فاطلق هنا لتعم مائدة احسانه فيجتني كلٌّ مشتهاه.
Arabça Metnin Meâli
Beşinci Me’haz: الْمُفْلِحُونَ kelimesindeki ıtlâktır. Felâh ve necât yollarını ta’yîn etmeyen bu kelimedeki ıtlâk, ta’mîm içindir, umûmiyyeti ifâde etmek içindir. Zîrâ, Kur’ân’ın muhátabları, matlûbları muhtelif tabakalardır. Her birisinin murâdı ve isteği ayrıdır. Meselâ; bir kısmı, âteşten necâtı taleb ediyorlar. Bir kısmı, Cennet’e girmeyi istiyorlar. Bir kısmı, sâdece rızá-i İlâhî’yi taharrî ediyorlar. Bir kısmı, yalnız Cenâb-ı Hakk’ın rü’yet-i cemâline mazhar olmak istiyorlar. Ve helümme cerrâ… Daha bunlar gibi o tabakaların pek çok talebleri ve dilekleri vardır.
İşte Kur’ân-ı Hakîm, burada الْمُفْلِحُونَ kelimesini mutlak bırakmıştır. Tâ ki, ihsânının sofrasındaki bütün ni’metlere şâmil gelsin. Ve tâ ki, herkes, kendi iştâhına ve arzûsuna münâsib metálibini o sofradan alsın, koparsın.
Beşinci Me’haz: Bu cümlede geçen الْمُفْلِحُونَ kelimesi, mutlak olarak zikredilmiştir. Tâ ki, ma’nâsı umûmîleşsin. Ya’nî: “O muttekí mü’minler, necât buldular, fevz u felâha kavuştular.” Fakat, “Bunlar neye felâh buldular? Neyi kazandılar?” beyân buyrulmamıştır. Zîrâ, Kur’ân’ın muhátabları, matlûblarının ve arzûlarının ihtilâfına göre ayrı ayrı tabakalara ayrılmaktadırlar. Meselâ; ba’zılarının matlabı, Cehennem’den kurtulmaktır. Ba’zılarının maksadı, sâdece Cennet’i kazanmaktır. Ba’zıları, sâdece rızá-i İlâhîyi arzû etmektedir. Ba’zıları, sâdece rü’yet-i cemâli ister ve hâkezâ… Muflih olanların arzûlarına göre, felâh bulacakları şeyler de ayrı ayrıdır.
İşte Kur’ân-ı Azímü’ş-şân, bu ayet-i kerîmede الْمُفْلِحُونَ kelimesini mutlak olarak zikretmiştir. Tâ ki, ihsânının sofrası umûmî olsun; herkes, kendi iştihâsına göre o sofradan istifâde etsin; herkes, neyi arzû ediyorsa ona kavuşmakla za-
Lügat: cehennem, helümm, kelime, istif, sinin