Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
Molla Muhammed el-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Veyâ ال ta’rîf edâtı,
felâha erenlerin zâtını
temyîz etmek, ayırmak içindir. Buna göre, ma’nâ-yı
nazm şöyle olur: Sanki bu الْمُفْلِحُونَ kelimesi, lisân-ı hâliyle
diyor ki: “Ehl-i felâh olduklarını işittiğin o zâtları eğer görmek ve tanımak istersen, o zamân اُو۬لٰٓئِكَ’ye dikkat etmen gerekir. İşte o zevât-ı áliyyeler, اُو۬لٰٓئِكَ ile işâret olunanların ta
kendileridir.”
Veyâhúd ال’ın
gelmesi, hükmün
zuhûr ve bedâhetine delîl olmak, ona işâret etmek
içindir. Ya’nî, hüküm záhir olduğu için ال getirilmiştir. Meselâ; babası köle olan birisinin babası
hakkında وَالِدُهُ الْعَبْدُ Ya’nî, “Onun abd (köle) olan vâlidi (babası)”
denilmesi, الْعَبْدُ kelimesinin, ta’rîf
edâtı ile söylenmesi gibi. Bu cümlede الْعَبْدُ kelimesindeki ال, ta’rîf için değildir. Zîrâ, o adamın babasının
abd olduğu ma’lûmdur, bedîhîdir.
Demek, bu ma’nâya göre, الْمُفْلِحُونَ kelimesindeki ال edâtı,
hükmün záhir ve bedîhî olduğunu
ifâde etmek için getirilmiştir. Ya’nî, evsáfı
zikredilen bu kimselerin muflihûn oldukları
gáyet záhir ve bedîhîdir.