Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
Molla Muhammed el-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
وأما الألف واللام فلتصوير الحقيقة.كأنه يقول:
ان أحببت أن ترى حقيقة المفلحين، فانظر في مرآة (اولئك) لتمثل لك.. أو لتمييز ذواتهم، كأنه يقول: الذين سمعت أنهم من أهل الفلاح ان أردت ان تعرفهم فعليك بـ (اولئك) فهم هم..
او لظهور الحكم وبداهته نظير «والده العبد» اذ كون والده عبداً معلوم ظاهر..
Arabça Metnin Meâli
Dördüncü
Me’haz: الْمُفْلِحُونَ kelimesindeki ال ta’rîf edâtı, hakíkatı
tasvîr etmeye işârettir. Sanki ma’nen diyor ki: “Eğer
müflihlerin hakíkatini görmek istersen, اُو۬لٰٓئِكَ’nin âyînesine bak!
Sana temessül edecektir.”
Veyâ onların zâtlarının ta’yîn ve temyîzlerine işârettir. Sanki, الْمُفْلِحُونَ kelimesi, ma’nen şöyle der: “O kimseler ki; sen, onların ehl-i felâh olduklarını işittin. Eğer sen, onları tanımak istersen, o zamân اُو۬لٰٓئِكَ ism-i işâretine bakman lâzımdır. Zîrâ, onlar, onun içindedirler; onunla işâret edilmişlerdir.”
Veyâhúd hükmün záhir ve bedîhî olduğuna işârettir. Bu, وَالِدُهُ الْعَبْدُ Ya’nî, “Onun abd (köle) olan vâlidi (babası)” misâlinin nazíridir; ona benzer. Zîrâ, bu misâlde, o kimsenin babasının abd ve köle olduğu záhirdir, ma’lûmdur.
Dördüncü Me’haz: الْمُفْلِحُونَ kelimesindeki ال–ı ta’rîf, hakíkati tasvîr içindir. Bu edât, sanki lisân-ı hâliyle diyor ki: “Felâh bulanların hakíkatini dünyâda görmek istersen; اُو۬لٰٓئِكَ aynasına bak! Tâ, orada evsáfları temeyyüz eden müflihleri göresin.” Çünkü, اُو۬لٰٓئِكَ onların evsáflarını içine almıştır. İllet-i hüküm, içindedir. Felâha kavuşanların sâdece اُو۬لٰٓئِكَ ile işâret olunan ve daha evvel evsáfı geçen táife olduğunu, başkalarının olmadığını göstermektedir.
Lügat: temessül, temeyyüz, kelime