Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
Müellif: Bedîuzzaman Saîd Nursî Şârih: Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
TARÎKAT NEDİR? SEYR U SÜLÛK NASIL YAPILIR?
“Tarîkat” ve “tarîk” kelimeleri, lügatta “yol” ma’nâsındadır ve ba’zan bu lügat ma’nâsıyla kullanılmaktadır. Meselâ; Müellif (ra)’ın Risâle-i Nûr’un mesleği için kullandığı “tarîk-ı aczmendî” ta’bîrinde “tarîk”, lügavî ma’nâsıyla isti’mâl edilmiştir.
Istılâhî ma’nâda ise “tarîkat”;
yukarıda îzáh edilen záhirden hakíkate
geçmenin yoludur ki; kalb ayağıyla gidilen ve nefsin
tasfiyesi, zikir ve riyâzet üzerine müesses olan bu yolda “sülûk, cezbe,
fenâ, beká” ve bunlar gibi pek çok hâllere mazhar olarak ve çok
menzillere uğrayarak, nihâyette maksúd
olan hakíkate yetişilir. Ya’nî, “záhir”,
tarîkatın başlangıcı; “hakíkat” ise, tarîkatın nihâyeti ve gáyesidir. Dolayısıyla “tarîkat”,
záhir ile hakíkat arasında bir berzahtır. İşte İmâm-ı Rabbânî’nin, “Bütün tarîklerin nokta-i
müntehâsı
hakáik-ı îmâniyyenin inkişâfıdır” sözü, bu noktaya işâret etmektedir. Müellif (ra) ise; tarîkatı şöyle ta’rîf etmiştir:
Tarîkatın hakíkí ma’nâsı bu olmakla birlikte, ba’zan “zikr-i cüz’, irâde-i küll (ya’nî bir şeyin cüz’ünü zikredip küllünü murâd etmek)” káidesiyle bu kelime, tasavvufun umûm merhaleleri hakkında da isti’mâl edilmektedir. Fakat, hakíkí ma’nâsı i’tibâriyle tarîkat, sâlikin záhirden hakíkat dâiresine geçmek için kat’ ettiği yolun adıdır. Sâlik, bu yolun nihâyetine vardığında tarîkat dâiresindeki seyr u sülûku biter; “hakíkat” dâiresine girer. Hakíkat dâiresindeki sülûkunun nihâyetinde ise,“şerîat” dâiresine girer. Ya’nî, záhir-i şerîatın sırlarına mazhar olarak şerîatın hakíkatine ulaşır. Abdest, namâz, oruç gibi ibâdetlerin hakíkatini, ya’nî hangi esmâya dayandığını bilir. Meselâ; abdest ibâdetinin Kuddûs ismine dayandığını bilir, o isme ulaşır.
Lügat: tasavvuf, ariyyet, merhale, tasfiye, beşerî, bit(e), kelime, menzil, sâlik