Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
Müellif: Bedîuzzaman Saîd Nursî Şârih: Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Dememeli: ‘Budur hak, başkaları battaldır.’ Ya: ‘Yalnız benimkidir güzeli; başkaları yanlıştır, hem çirkindir.’ ” [342]
“Sen, mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit; ‘Mesleğim haktır veyâ daha güzeldir’ demeye hakkın var. Fakat, ‘Yalnız hak benim mesleğimdir’ demeye hakkın yoktur.” [343]
“Haklı her meslek sáhibinin, başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise: ‘Mesleğim haktır yâhúd daha güzeldir’ diyebilir. Yoksa başkasının mesleğinin haksızlığını veyâ çirkinliğini îmâ eden, ‘Hak yalnız benim mesleğimdir’ veyâhúd ‘Güzel benim meşrebimdir’ diyemez olan insáf düstûrunu rehber etmek.” [344]
***
MEZHEBLER, MESLEKLER VE MEŞREBLER KUR’ÂN’A HÁDİM VE ÂYÎNE OLMALI, PERDE VE VEKÎL OLMAMALIDIR
Dîn-i mübîn-i İslâm’ın esâsâtı, Kur’ân ve Hadîs’tir. İslâm Târîhine baktığımız zamân, Hicrî 300 seneye kadar Ümmet-i İslâmiyyenin bütün gücüyle bu iki kaynağa dayandığını görürüz. Selef-i Sálihîn (sahâbe, Tâbiín, Tebe-i
Tâbiín) doğrudan doğruya Kitâb ve Sünnet’i esâs almış; ilmî, amelî ve edebî
sâhalarda ahkâm-ı Kur’âniyyenin icrâ ve
tatbîkıne sa’y ü gayret göstermişlerdir. Mezhebler, meslekler ve meşrebler, bidâyette Kitâb ve Sünnet’in yerine ikáme edilmemiş; belki onlara hádim ve âyîne olmuşlardır. Meselâ; Şâfií, Hanefî, Mâlikî ve Hanbelî mezhebleri, bidâyette Kitâb ve Sünnet’e
hádim olmuşlar, onların yerine geçmemişlerdir. Mezheblere, Kur’ân ve Hadîs’ten sonra üçüncü ve dördüncü
derecede bakılmıştır.
Fakat, aradan zamân geçince mezhebler, Kitâb ve Sünnet’in yerine geçti. Ya’nî, Kitâb ve Sünnet’in ta’lîm ve taallümü yerine, mezheblerin ihtilâflı mes’eleleri Kitâb ve Sünnet’ten daha çok okutuldu; ümmetin nazar-ı dikkati bu kitâblara
Lügat: bidâyet, hanbelî, taallüm, dikkat, hanefî, kindir, meşreb, sünnet, çirkin, hicrî, âmiyy