Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
Müellif: Bedîuzzaman Saîd Nursî Şârih: Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
parçalanıp
bana yol açılıyor. Kulağıma denildi ki: ‘Bu
elektrik ile o âlet, Kur’ân’ın hazînesinden size verilmiştir.’ Her ne ise, çok zamân öylece gittim. Baktım ki, öteki tarafa çıktım. Gáyet güzel bir bahâr mevsiminde
bulutsuz bir güneş,
rûh-efzâ bir nesîm, hayâtdâar bir âb-ı
lezîz, her taraf şenlik
içinde bir álem gördüm,اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ dedim.
“Sonra baktım
ki, ben kendi kendime mâlik değilim.
Birisi beni tecrübe ediyor. Yine evvelki vaz’ıyyette o sahrâ-i azímede, boğucu
bulut altında
yine ben kendimi gördüm. Daha başka
bir yolda bir sâik beni sevkediyordu. Bu def’a tahte’z-zemîn değil, belki seyr u seyâhatla
yeryüzünü kat’edip öteki yüze geçmek için gidiyordum. O seyâhatımda öyle
acâib ve garâibi görüyordum ki, ta’rîf edilmez. Deniz bana hiddet ediyor, fırtına beni tehdîd eder, herşey bana müşkilât peydâ eder. Fakat, yine Kur’ân’dan bana verilen bir vâsıta-i seyâhatımla geçiyordum,
galebe çalıyordum.
Gitgide bakıyordum,
her tarafta seyyâhların
cenâzeleri bulunuyor. O seyâhatı
bitirenler, binde ancak birdir. Her ne ise... O buluttan kurtulup, zemînin öteki
yüzüne geçip güzel güneşle
karşılaştım. Rûh-efzâ
nesîmi teneffüs ederek, ‘Elhamdü lillâh’ dedim. O cennet gibi o álemi
seyre başladım.
“Sonra baktım:
Biri var ki, beni orada bırakmıyor. Başka yolu bana gösterecek
gibi, yine beni bir ânda o müdhiş
sahrâya getirdi. Baktım
ki: Yukarıdan
inmiş
aynı asansörler
gibi muhtelif tarzlarda ba’zı
tayyâre, ba’zı
otomobil, ba’zı
zenbil gibi şeyler
görünüyor. Kuvvet ve isti’dâda göre onlara atılsa yukarıya çekiliyor. Ben de
birisine atladım.
Baktım,
bir dakíka zarfında
bulutun fevkıne
beni çıkardı. Gáyet güzel, müzeyyen, yeşil dağların üstüne çıktım.
O bulut tabakası,
dağın yarısına kadar gelmemişti. En latíf bir nesîm,
en leziz bir âb, en şîrîn
bir ziyâ her tarafta görünüyor. Baktım ki: O asansörler gibi nûrânî menziller, her tarafta var. Hattâ, iki seyâhatımda ve zemînin öteki
yüzünde onları görmüştüm, anlamamıştım. Şimdi anlıyorum ki, şunlar, Kur’ân-ı Hakîm’in
âyetlerinin cilveleridir.
“İşte وَلَا الضَّٓالّ۪ينَ ile işâret olunan evvelki yol, tabîata saplananların ve tabiıyyûn fikrini taşıyanların mesleğidir ki; onda, hakíkata ve nûra geçmek için ne kadar müşkilât olduğunu hissettiniz.
غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ ile işâret olunan ikinci yol, esbâbperestlerin ve vesâite îcâd ve te’sîr verenlerin, Meşâiyyûn hükemâsı gibi; yalnız akıl ile, fikir ile hakíkatü’l-hakáika ve Vâcibü’l-Vücûd’un ma’rifetine yol açanların mesleğidir. الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ ile işâret olunan üçüncü yol ise:
Lügat: teneffüs, tecrübe, hiddet, hükemâ, menzil, mevsim, zenbil, simin, vâcib