Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
Müellif: Bedîuzzaman Saîd Nursî Şârih: Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
جُعِلَتْ لِىَ الْأَرْضُ مَسْجِدًا وَ طَهُورًا “Yeryüzü benim için mescid ve temiz kılındı.” [316]
Üçüncü ma’nâ: Bütün mescidlerin kıblesi olması hasebiyle Mescid-i Harâm
murâddır. Bu ma’nâya göre, âyet-i
kerîme; “Mescid-i Harâm’da yalnız Elláh’a ibâdet edin. Bu
mukaddes mekânı putlardan temizleyin” emreder.
Dördüncü ma’nâ: Kendileriyle secde edilen
yedi a’zá (alın, iki el, iki diz, iki
ayak) murâddır. Bu ma’nâya göre, âyet-i
kerîme; “Bu a’zálarla sâdece Elláh’a ibâdet edin, başkasına ibâdet etmeyin!” emreder.
Beşinci
ma’nâ: Secde ve namâz murâddır. Bu ma’nâya göre, âyet-i kerîme; “Yalnız Elláh’a secde edin. Başkasına secde etmeyin” emreder.
Bu âyet-i kerîme, işârî ma’nâ ile, bu asırda yaşayan ehl-i îmâna der ki: “Câmiler, Elláh içindir.” Ya’nî, لِلّٰهِ وَلِرَسُولِه۪ Ya’nî, “Elláh ve Resûlü içindir.” Ya’nî, “Câmiler, Kitâbullah ve Sünnet-i Resûlulláh’ın ta’lîm ve taallüm yeridir. O hâlde, câmileri, Kitâb ve Sünnet’in dışında herhangi bir gáye ve maksadın merkezi hâline getirmeyin. Ya’nî, Kitâb ve Sünnet’in ta’lîm ve irşâd buyurduğu şekil, tarz ve usûle uygun birer ibâdet mahalli olarak câmilere ta’zímde bulunun.”
Bu âyet-i kerîmenin ma’nâsının şümûlünde on mes’ele mütálea edilebilir:
Birinci Mes’ele: Câmiler, umûma mal edilmeli;
cemâatlerin, cem’ıyyetlerin, meslek ve meşreb sáhiblerinin meskeni hâline gelmemeli; husúsí
bir mekân gibi telakkí edilmemelidir. Bugün câmiler, daha ziyâde cemâat ve cem’ıyyetlere mensub eşhásın birer toplanma merkezi hâlini almıştır.
Câmilerin, cemâat ve cem’ıyyetlere áid husúsí birer mekân olarak
kullanılması doğru olmadığı gibi; mezheblere áid birer mekân olarak kullanılması da doğru değildir. (Şâfiílerin Câmisi, Hanefîlerin Câmisi gibi.) Bu husústa mezheblerin
taassubu düşünülemez. Zîrâ, bundan bir asır evvel câmilerin, mezheb mensûblarına göre ayrı ayrı düşünülmesi ve böyle kullanılması ümmeti ihtilâfa sevketmiş ve ümmet bu ihtilâfın acısını ve çilesini çok çekmiştir. Bu acı ve çileyi bir daha çektirmemek için Asr-ı Saádet’teki gibi, bu ibâdet mekânlarının cemâat, cem’ıyyet, dernek, vakıf, mezheb ayrımı yapmaksızın umûm Müslümânlarca kullanılmasını sağlamak, hem ümerâya, hem de ulemâya, husúsan
Diyânet İşleri Başkanlığı’na bir vecîbedir.
Ulemâdan bir zât, 1970 yılında karayoluyla hacca giderken Şâm’da, Câmi-i