Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
Müellif: Bedîuzzaman Saîd Nursî Şârih: Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
yâya çok áşık ve hadsiz emeller ile ve elemler ile mübtelâ bedbaht nefsim!
Uyan, aklını başına al! Nasıl ki, yıldız böceği, kendi ışıkçığına i’timâd eder; gecenin hadsiz zulümâtında kalır. Bal arısı, kendine güvenmediği için,
gündüzün güneşini
bulur. Bütün dostları
olan çiçekleri, Güneşin
ziyâsıyla
yaldızlanmış müşâhede eder. Öyle de: Kendine, vücûduna ve enâniyyetine dayansan; yıldız böceği gibi olursun. Eğer sen, fânî vücûdunu, o
vücûdu sana veren Hálık’ın yolunda fedâ etsen, bal arısı gibi olursun. Hadsiz bir
nûr-i vücûd bulursun. Hem fedâ et. Çünkü şu
vücûd, sende vedia ve emânettir.
وَمُلْكِ اُو
وَاُودَادَه فَنَا كُنْ تَا بَقَا يَابَدْ، اَزْاَنْ
سِرِّى كِه: «نَفْىِ
النَفْى» اِثْبَاتَ سْت
“Hem O’nun mülküdür, hem O vermiştir. Öyle
ise, minnet etmeyerek ve çekinmeyerek fenâ et, fedâ et; tâ beká bulsun. Çünkü,
nefy-i nefy, isbâttır.
Ya’nî: Yok, yok ise; o vardır.
Yok, yok olsa; var olur.
خُدَاىِ پُرْ كَرَمْ
خُودْ مُلْكِ خُودْرَا مِى خَرَدْ اَزْتُو
بَهَاىِ بِى گِرَانْ
دَادَه بَرَاىِ تُو نِگَاهْ دَارَاسْت
Hem şu insânın bu hâli, tevhîde ve huzúra da mani’ değildir. Çünkü, o, eşyâyı bulsa ve görse de; bulduğu ve gördüğü şeyde yalnızca Ma’bûd ve Mahbûb’u, Maksúd ve Matlûb’u olan Zât-ı Vâcibü’l-Vücûd’u bulmakta ve görmektedir. Hîçbir şey, onun huzúruna ve Cenâb-ı Hakk’ı görmesine ve ma’rifetine mani’ değildir. Kezâ, hîçbir şey, ona gaflet vermez. Belki her şey, onun Ma’bûd ve Maksúd’unun huzúruna ve şuhûduna ve ma’rifetine birer vesîledir. Bu kimse,
Lügat: bedbaht, hadsiz, minnet, vâcib