Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
Müellif: Bedîuzzaman Saîd Nursî Şârih: Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
“Eğer binler meyve veren
incirin menşei
olan küçücük bir çekirdeği
ve yüz salkım
ona takılan
üzümün siyah kurucuk çubuğu,
bütün o meyveleri, o salkımları kendi hünerleri
olduğu
ve onlardan istifâde edenler o çubuğa,
o çekirdeğe
medih ve hürmet etmek lâzım
olduğu
hak bir da’vâ ise, senin dahi sana yüklenen ni’metler için fahre,
gurûra belki bir hakkın
var.
“Hâlbuki sen, dâim zemme
müstehaksın.
Zîrâ, o çekirdek ve o çubuk gibi değilsin.
Senin bir cüz-i ihtiyârın
bulunmakla, o ni’metlerin kıymetlerini
fahrinle tenkís ediyorsun, gurûrunla tahrîb ediyorsun ve küfrânınla ibtál ediyorsun ve
temellükle gasb ediyorsun.
“Senin vazífen fahr değil; şükürdür. Sana lâyık
olan şöhret değil; tevâzú’dur, hacâlettir.
Senin hakkın medih
değil; istiğfârdır, nedâmettir.
Senin kemâlin hodbînlik değil; hüdâbînliktedir.
“Evet, sen, benim cismimde, Álemdeki
tabîata benzersin. İkiniz
hayrı
kabûl etmek, şerre
merci’ olmak için yaratılmışsınız. Ya’nî, fâil ve masdar değilsiniz; belki münfâil
ve mahalsiniz. Yalnız
bir te’sîriniz var. O da, hayr-ı
mutlaktan gelen hayrı güzel
bir súrette kabûl etmemenizden, şerre
sebeb olmanızdır.
“Hem siz birer perde yaratılmışsınız, tâ güzelliği görülmeyen
záhirî çirkinlikler size isnâd edilip, Zât-ı Mukaddese-i İlâhiyyenin
tenzîhine vesîle olasınız. Hâlbuki, bütün bütün vazífe-i fıtratınıza zıd bir súret giymişsiniz. Kábiliyyetsizliğinizden hayrı şerre kalb ettiğiniz hâlde, Hálık’ınızla gûyâ iştirâk
edersiniz! Demek, nefisperest, tabîatperest gáyet ahmak, gáyet zálimdir.
“Hem deme ki: ‘Ben
mazharım. Güzele mazhar ise güzelleşir.’ Zîrâ, temessül etmediğinden, mazhar değil,
memer olursun.