Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
Müellif: Bedîuzzaman Saîd Nursî Şârih: Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
“Öyleyse, işte ey kardeşlerim! Siz de, size áid olmayan vazífeye harekâtınızı binâ etmekle karışmayınız ve Hálık’ınıza karşı tecrübe vaz’ıyyetini almayınız.” [239]
“Ubûdiyyet, emr-i İlâhîye
ve rızá-i İlâhîye
bakar. Ubûdiyyetin dâísi, emr-i İlâhî ve
netîcesi, rızá-i
Hak’tır.
Semerâtı ve
feváidi, uhreviyyedir. Fakat, ille-i gáiye
olmamak, hem kasden istenilmemek şartıyla, dünyâya áid
faydalar ve kendi kendine terettüb eden ve istenilmeyerek verilen semereler,
ubûdiyyete münâfî olmaz. Belki, zayıflar
için müşevvik ve müreccih
hükmüne geçerler. Eğer
o dünyâya áid faydalar ve menfaatler, o ubûdiyyete, o virde veyâ o zikre illet
veyâ illetin bir cüz’ü olsa, o ubûdiyyeti kısmen ibtál eder. Belki o hásıyyetli virdi, akím bırakır, netîce vermez.
“İşte bu sırrı
anlamayanlar, meselâ yüz hásıyyeti
ve faydası bulunan Evrâd-ı
Kudsiyye-i Şâh-ı Nakşibendîyi veyâ bin hásıyyeti
bulunan Cevşenü’l-Kebîr’i, o faydaların ba’zılarını maksúd-i
bizzât niyyet ederek okuyorlar. O faydaları göremiyorlar ve göremeyecekler ve görmeye de hakları
yoktur. Çünkü, o faydalar, o evrâdların
illeti olamaz ve ondan, onlar kasden ve bizzât istenilmeyecek. Çünkü, onlar
fazlî bir súrette, o hális virde talebsiz terettüb eder. Onları niyyet
etse, ihlâsı bir derece bozulur.
“Belki, ubûdiyyetten çıkar ve kıymetten düşer.
“Yalnız bu kadar var ki, böyle hásıyyetli evrâdı okumak için, zayıf insânlar bir müşevvik ve müreccihe muhtâcdırlar. O faydaları düşünüp, şevke gelip, o evrâdı sırf rızá-i İlâhî için, âhiret için okusa zarar vermez. Hem de makbûldür. Bu hikmet anlaşılmadığından, çoklar, aktâbdan ve Selef-i Sálihîn’den mervî olan faydaları görmediklerinden şübheye düşer, hattâ inkâr da eder.” [240]
Bu husústa Risâle-i Nûr’un
birinci muhátabı olan merhûm Hacı Hulûsí Bey’in, Üstâd Bedîuzzamân (ra)
Hazretleri’ne arz ettiği şu gelecek hissiyyât-ı ulviyyesi, en güzel nümûne-i imtisâldir:
“Şöyle düşünüyordum: Eğer yalnız adüvv-i ekber olan nefsin hîlesinden ve cin ve ins ve şeytánların mekrinden emîn olayım diye herkes başını karanlığa çekse ve kendisi kûşe-i nisyâna çekilse veyâ çekilmek istese ve Álem-i insân ve Álem-i İslâm mühmel kalacak, kimsenin kimseye faydası olmayacak bir zamân olsa; ben dîn kardeşlerime bu nûrlu hakíkatleri iblâğ edeyim de Elláhü Zü’l-celâl nasıl şe’n-i
Lügat: semer(e), terettüb, harekât, menfaat, semerât, tecrübe, birinc, cevşen, hikmet, âhiret, inkâr, âhire, şübhe