Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
Müellif: Bedîuzzaman Saîd Nursî Şârih: Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِه۪ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُوا هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ” [237]
“Şerîatta
denilmiştir
ki; ‘Cehennem, cezâ-i ameldir; fakat Cennet, fazl-ı İlâhî iledir.’ Bunun sırr-ı hikmeti nedir?
“Elcevâb: Sâbık işâretlerde tebeyyün etti ki, insân, îcâdsız bir cüz-i
ihtiyârî ile ve
cüz’î bir kesb ile bir emr-i ademî veyâ bir emr-i i’tibârî teşkîl
ile ve sübût vermekle müdhiş
tahrîbâta ve şerlere
sebebiyyet verdiği
gibi; nefsi ve hevâsı
dâimâ şerlere
ve zararlara meyyâl olduğu için,
o küçük kesbin netîcesinden hâsıl olan seyyiâtın
mes’ûliyyetini o çeker. Çünkü, onun nefsi istedi ve kendi kesbiyle sebebiyyet
verdi. Ve şer,
ademî olduğu için,
abd ona fâil oldu, Cenâb-ı
Hak da halk etti. Elbette, o hadsiz cinâyetin mes’ûliyyetini,
nihâyetsiz bir azâbla çekmeye müstehak olur.
“Ammâ, hasenât ve hayrât
ise, mâdem ki vücûdîdirler, kesb-i insânî ve
cüz-i ihtiyârî onlara
illet-i mûcide olamaz. İnsân
onda hakíkí fâil olamaz. Ve nefs-i emmâresi de
hasenâta tarafdâr değildir.
Belki rahmet-i İlâhiye
onları
ister ve kudret-i Rabbâniyye îcâd eder. Yalnız,
insân, îmân ile, arzû ile, niyyet ile sáhib olabilir. Ve sáhib olduktan sonra,
o hasenât ise, ona evvelce verilmiş
olan vücûd ve îmân ni’metleri gibi, sâbık hadsiz niam-ı İlâhiyeye
bir şükürdür,
geçmiş
ni’metlere bakar. Vaad-i İlâhî
ile verilecek Cennet ise, fazl-ı
Rahmânî ile verilir. Záhirde bir mükâfâttır, hakíkatte fazldır.
“Demek, seyyiâta sebeb nefistir, mücâzâta bizzât müstehaktır. Hasenâtta ise, sebeb Hak’tandır; illet de Hak’tandır. Yalnız, insân, îmân ile tesáhüb eder. ‘Mükâfâtını isterim’ diyemez, ‘Fazlını beklerim’ diyebilir.” [238]
“Tarîk-ı hakta çalışan ve mücâhede edenler, yalnız kendi vazífelerini düşünmek lâzım
gelirken, Cenâb-ı
Hakk’a áid vazífeyi düşünüp,
harekâtını ona binâ ederek hatáya düşerler. ‘Edebü’d-Dîn ve’d-Dünyâ’ risâlesinde vardır ki:
“Bir zamân Şeytán,
Hazret-i Ísâ aleyhisselâma i’tirâz edip demiş ki: ‘Mâdem ecel ve herşey kader-i İlâhî iledir; sen kendini bu yüksek yerden at, bak nasıl öleceksin.’
“Hazret-i Ísâ aleyhisselâm demiş ki:
Lügat: emr-i ademî, cehennem, tebeyyün, elbette, harekât, udre(t), hadsiz, hikmet