Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
Müellif: Bedîuzzaman Saîd Nursî Şârih: Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
sene [
“Ey Rabb-i Rahîm’im ve ey
Hálık-ı Kerîm’im! Benim sû’-i
ihtiyârımla
ömrüm ve gençliğim
záyi’ olup gitti. Ve o ömür ve gençliğin
meyvelerinden elimde kalan, elem verici günâhlar, zillet verici elemler,
dalâlet verici vesveseler kalmıştır. Ve bu ağır yük
ve hastalıklı kalb ve hacâletli
yüzümle kabre yakınlaşıyorum. Bi’l-müşâhede göre
göre gáyet sür’atle, sağa
ve sola inhirâf etmeyerek, ihtiyârsız
bir tarzda, vefât eden ahbâb ve akrân ve akáribim gibi kabir kapısına yanaşıyorum. O kabir, bu dâr-ı fânîden
firâk-ı
ebedî ile ebedü’l-âbâd yolunda kurulmuş, açılmış
evvelki menzil ve birinci kapıdır. Ve bu bağlandığım ve meftûn
olduğum şu dâr-ı dünyâ da, kat’í bir yakín
ile anladım
ki; hâliktir gider ve fânîdir ölür. Ve bi’l-müşâhede, içindeki mevcûdât dahi, biribiri
arkasından
káfile káfile göçüp gider, kaybolur. Husúsan benim gibi nefs-i emmâreyi taşıyanlara şu dünyâ çok gaddârdır, mekkârdır. Bir lezzet verse, bin
elem takar çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur.
“Ey Rabb-i Rahîm’im ve ey
Hálık-ı Kerîm’im! كُلُّ اٰتٍ قَر۪يبٌ sırrıyla ben şimdiden görüyorum
ki: Yakın
bir zamânda ben kefenimi giydim, tábûtuma bindim, dostlarımla
vedâ’ eyledim. Kabrime teveccüh
edip giderken, Senin dergâh-ı
rahmetinde, cenâzemin lisân-ı hâliyle, rûhumun lisân-ı káliyle
bağırarak derim:
“El-Amân
el-Amân! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni günâhlarımın hacâletinden
kurtar! İşte
kabrimin başına
ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergâh-ı rahmetine kaldırıp bütün
kuvvetimle feryâd edip nidâ ediyorum:
“El-Amân el-Amân! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni günâhlarımın ağır yüklerinden halâs eyle! İşte kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyî’ciler beni bırakıp gittiler. Senin afv ü rahmetini intizár ediyorum. Ve bi’l-müşâhede gördüm ki: Senden başka melce’ ve mence’ yok. Günâhların çirkin yüzünden ve ma’sıyyetin vahşî şeklinden ve o mekânın darlığından bütün kuvvetimle nidâ edip diyorum: