Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
Müellif: Bedîuzzaman Saîd Nursî Şârih: Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Bunların imtihân için verildiğini ve bir gün yok olacağını düşünmüyordu. Bunları kendisine ihsân eden kerem sáhibi Rabbine şükretmiyordu. Üstelik, âhirette de aynı ni’metleri hak ettiğini iddiá ediyordu. Ne kadar yanlış düşünüyor!.” [198]
Gelecek âyet-i kerîmeler de aynı ma’nâyı ifâde etmektedir:
اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا
وَقَالَ لَاُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًاۜ “(Gördün
mü o kimseyi) o inkârcı şahsı ki; (Bizim
âyetlerimizi) haşir ve neşre kádir
olduğumuza delâlet eden kudret eserlerimizi ve özellikle
uhrevî hayâtı bildiren beyânat-ı
Kur’âniyyeyi (inkâr etti) küfre düştü (ve dedi ki:) ‘Eğer kıyâmet koparsa, başka bir Áleme gidilirse, (elbette bana mal ve evlâd
verilecektir.) Orada da büyük bir varlık sáhibi olacağım.’
Bak! Şu câhilin bu garib iddiásına, kendisine ne büyük bir kıymet
veriyor!.”
اَطَّلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ
الرَّحْمٰنِ عَهْدًاۙ “Bu câhil ve mağrûr şahıs (gayba vâkıf mı olmuş? Yoksa, Rahmân’ın katında) Cennet’te kendisine mal ve evlâd verileceğine dâir (bir ahd mi edinmiş?) Bir İlâhî va’de nâil mi oldu da böyle bir iddiáya cür’et ediyor?”
كَلَّاۜ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ
مِنَ الْعَذَابِ مَدًّا “(Hayır, öyle değil!) O câhil şahıs, bu iddiásında hatá ediyor! Ne gayba vâkıf olmuş, ne de Rahmân katında böyle bir ahd edinmiştir. (Biz, onun
söylediğini elbette yazacağız.) Meleklere kaydettireceğiz ve o sözleri muhâfaza edip sarfettiği o sözler sebebiyle kendisini âhirette azâba uğratacağız. (Ve onun için azâbı arttırdıkça artıracağız.) Bu iddiásı yüzünden de azâbı artacak, devâm edip
duracaktır.”
وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْت۪ينَا
فَرْدًا “(Ve onun) öyle boş bir iddiáda bulunan şahsın (dediklerine)
onun yanında bulunan mal ve evlâda (biz
vâris olacağız.) Onun ölümü ile bunlar,
elinden tamâmen çıkacak, mal ve evlâdı bize kalacaktır. (Ve o) şahıs, (Bize) kıyâmet gününde (tek başına gelecektir.) Dünyâdaki malından, evlâdından da istifâde edemeyecektir.