Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
Müellif: Bedîuzzaman Saîd Nursî Şârih: Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
vazífeni bil, dünyâya ne için geldiğini öğren!” [192]
“Evet, bu cisim ebedî değil, demirden değil, taştan değil; ancak et ve kemikten ibâret bir şeydir. Ânî olarak senin başına yıkılıyor, altında kalıyorsun. Bak, zamân-ı mâzí senin gibi geçmiş olanlara geniş bir kabir olduğu gibi, istikbâl zamânı da geniş bir mezâristân olacaktır. Bugün sen iki kabrin arasındasın; artık sen bilirsin!...” [193]
Nefsin en büyük ayıbı, ayıbını görmemesi ve aczini
bilmemesidir. En büyük kusúru, kusúrunu derketmemesidir. Nefis, her zamân kendini kusúrâttan tezkiye ettiği için, bu makámda tezkiyesi, bu hâletin tersidir. Ya’nî, onu tezkiye
etmemektir. Ya’nî, nefsin ayıb ve kusúrlarını görmek ve hîçbir vakit onu
müdâfaa etmemektir.
Suâl: Cenâb-ı Hak, bir âyet-i kerîmede şöyle buyurmuştur: قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا Ya’nî, “
Elcevâb: Tevfîkı şudur: Üstâd Hazretleri’nin, “Mesnevî-i
Nûriyye”de dediği gibi;
قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا “Nefsini tezkiye eden kurtuldu” âyet-i kerîmesinin ma’nâsı ise; “Nefsini Kitâb ve Sünnet ile tezkiye eden kurtulmuştur. Ya’nî, tekvînen ve teklîfen ademî olan acz, fakr, naks ve kusúru kendine alan; vücûdî olan kemâlât ve mehâsini de esmâ ve sıfât-ı İlâhiyyeye veren felâh bulmuştur” demektir.
Lügat: mesnevî, tezkiye, birinc, sünnet, cisim, sinin