Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
Müellif: Bedîuzzaman Saîd Nursî Şârih: Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
İşte şu tarîk-ı Kur’ânîde ilk
adım, nefsin ayıb ve kusúrlarının görülmesi, tevbe ve istiğfâr edilmesi ve nefsin muhabbetinden
vazgeçilmesidir. Demek, nefsini gören, nefsini beğenen, nefsine güvenen ve nefsini müdâfaa eden, bu yolda ilerleyemez ve hakíkate
ulaşamaz. Ne vakit nefsini, baştanbaşa acz, fakr ve kusúrâtla âlûde olduğunu ve nefsinin ma’nen hasta ve muhtâc olduğunu bilir, tevbe ve istiğfârla ma’nen temizlenip Kur’ân-ı Hakîm’in eczâhâne-i kübrâsına mürâcaat ederse; o vakit
bu acz, fakr, şefkat ve tefekkür tarîkınde ilk adımı atmış olur. İşte o zamân nefs-i emmâre (kötülükleri emreden
nefis), nefs-i levvâmeye (kendine levm ve itâb eden, kendini kınayan, ayıb ve kusúrlarını gören nefse) inkılâb eder.
Şu îzáhata dikkat edildiğinde görülecektir ki; bu âyet-i kerîme, “acz” esâsını ders vermektedir. Çünkü, nefsini tezkiye etmemek ve
onun kusúrâtını görmek demek; aczini bilmek, ya’nî kendinde tekvîn ve teklîf
cihetinde hîçbir kudret bulmamaktır.
Müellif (ra), burada yedi sıfât içinde ana temel olarak “kudret” sıfatını işliyor. Sâir sıfatlar da bunun gibidir. İnsân, áciz-i mutlaktır. Hîçbir şeye güç ve kuvvet yetiremez. Onda görünen hâsıl-ı bi’l-masdar-ı binâ fâil (قَادِرِيَّةٌ); hâsıl-ı bi’l-masdar-ı bina mef’ûl (مَقْدُورِيَّةٌ); İmâm Eş’arî’ye göre; masdar-ı binâ fâil كَوْنُهُ قَادِرًا masdar-ıbinâ mef’ûl (كَوْنُهُ مَقْدُورًا); mahlûk olduğundan Elláh’a verilir. Masdar-ı mutlak, ta’bîr-i diğerle masdar-ı sâzic olan kudret (قُدْرَةٌ ), ittifâken mahlûk değildir; ademiyyâttır, bir emr-i i’tibârîdir; vücûdu yoktur; bir âyînedir. Kadîr ismi, o ademiyyât olan cüz’î kudretin üzerine tecellî edince, ikinci bir vücûd meydâna gelmiştir. İnsânın vücûdunda bulunan kudretten elinde kalan ise, masdar-ı sâzic veyâ masdar-ı mutlak olan cüz’î kudrettir ki; o masdarın vücûdu yoktur. İnsân, áciz-i mutlak olduğundan tezkiyeye hakkı yoktur. O cüz’î kudretin bir vücûd-i hakíkísi yoktur ki, onunla kendini medh etsin. Mevcûd olan kudret, Elláh’a áiddir.
İmâm Mâtürîdî’ye göre ise; masdar-ı binâ fâil (كَوْنُهُ قَادِرًا); masdar-ı binâ mef’ûl (كَوْنُهُ مَقْدُورًا) mahlûk değildir; insâna verilebilir.
Lügat: muhabbet, tefekkür, tezkiye, udre(t), dikkat, şefkat, sinin