Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
İbrâhîmvârî لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ deyip…
Ábid, şu ma‘nâyı hâvî olan yatsı namâzında (İbrâhîmvârî) Hazret-i İbrâhîm (as) gibi; ( لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ ) “Zevâl ve fenâya mahkûm olan mevcûdât sevilmeye lâyık değildir, onları sevmem” [197] (deyip) fânî mevcûdâttan kat‘-ı alâka edip Mahbûb-i Hakíkí’ye muhabbet etmek, O’nun muhabbetine vesîle olacak bir çâreyi aramaktır. İşte, Müellif (ra), bu çâreyi لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ âyet-i kerîmesinin tefsîri sadedinde “Sözler” adlı eserinde şöyle beyân buyurmuştur:
“Esbâb içine dalan fikr-i insânî, şu zelzele-i zevâl-i dünyâdan hayrette kalıp, me’yûsâne fîzâr ediyor. Vücûd-i hakíkí isteyen vicdân, İbrâhîmvârî لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ enîniyle mahbûbât-ı mecâziyyeden ve mevcûdât-ı zâileden kat‘-ı alâka edip, Mevcûd-i Hakíkí’ye ve Mahbûb-i Sermedî’ye bağlanıyor.
“Ey nâdân nefsim! Bil ki:
Çendân dünyâ ve mevcûdât fânîdir. Fakat, her fânî şeyde, bâkíye îsál eden iki yol bulabilirsin ve cân-ı cânân olan Mahbûb-i Lâyezâl’in tecellî-i cemâlinden iki lem‘ayı, iki sırrı görebilirsin. An şart ki: Súret-i fâniyyeden
ve kendinden geçebilirsen...
“Evet, ni‘met içinde in‘ám görünür; Rahmân’ın iltifâtı hiss edilir. Ni‘metten in‘áma geçsen, Mün‘ım’i bulursun.
Lügat: muhabbet, sermedî, zelzele, mahkûm, dilir, sinin