Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Hazret-i İbrâhîm (as), hastalığı nefsine, şifâ vermeği de Allâhu Teâlâ’ya izâfe etmek sûretiyle edebe riâyette bulunmuştur. Yoksa haddizâtında hastalığı veren de yine Cenâb-ı Hak’tır. Yedirmek ve içirmek güzel bir fiil olduğundan, İbrâhîm (as) bu fiilleri Allâh’a verdi. Hastalık ise zâhiren çirkin göründüğünden, Cenâb-ı Hakkı takdîs için hastalığı kendine, şifâ vermeyi de Cenâb-ı Hakk’a nisbet etti. Öyle ise, sen de İbrâhîmvârî hastalığı kendine, şifâ vermeyi de Şâfî ismine ver.
Hasta olmak gibi zâhiren kötü görünen bir fiili, kendine vermenin ma’nâsı şudur ki: Ben ya bir kusùr işledim veyâ tedbîr almadım veyâhut fazla yemek-içmek gibi bir sebebten dolayı hasta oldum.
Kezâ Hazret-i Eyyûb (as) gelecek âyet-i kerîmenin ifâdesiyle hastalık, yorgunluk ve eziyyeti şeytâna nisbet etmiştir.
وَاذْكُرْ
عَبْدَنَا أَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ
وَعَذَابٍ
“(Kulumuz Eyyûb’ü de hâtırla ve onun
kıssasını, sabır ve sebâtını ümmetine anlat! O vakit ki,) Eyyûb (Rabbine
şöyle seslendi) yalvarış ve yakarışta bulundu: (Şüphe yok ki, şeytân bana bir
meşakkat ve bir eziyyet ile dokundu.) dedi.”
Demek, مَا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللَّهِ ۖ وَمَا أَصَابَكَ
مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ “Sana gelen
iyilik, Allâh’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir.”
Hulâsâ: Cenâb-ı Hak, Mâlikü’l-Mülk olduğu için mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Hiçbir kimsenin O’nun tasarrufuna karışmaya ve i’tirâz etmeye hakkı yoktur. Zîrâ O’nun her tasarrufunda ve faâliyyetinde dünyevî ve uhrevî pek çok hikmetler, rahmetler ve güzellikler mevcûd olduğu isbât edildi. O hâlde kula düşen vazîfe yalnız îmândır, ubûdiyyettir ve teslîmiyyettir.Hulâsâ: Cenâb-ı Hak, Mâlikü’l-Mülk olduğu için mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Hiçbir kimsenin O’nun tasarrufuna karışmaya ve i’tirâz etmeye hakkı yoktur. Zîrâ O’nun her tasarrufunda ve faâliyyetinde dünyevî ve uhrevî pek çok hikmetler, rahmetler ve güzellikler mevcûd olduğu isbât edildi. O hâlde kula düşen vazîfe yalnız îmândır, ubûdiyyettir ve teslîmiyyettir.
(Evet, mevcûdâtın hiçbir cihette Vâcibü’l-Vücûd’a) vücûdu aklen zarûrî,