Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
“Ben size bir suâl soracağım.”
“Nedir?” dediler. Dedim:
“Gidin bu gece sabaha kadar düşünün. Hangi hakkınız Allâh’ın
yanında kalmışsa, gelin bana söyleyin, o hakkı ben size ödeyeceğim.” Dediler ki:
“Allah’ın yanında hiçbir hakkımız yoktur.”
“Öyle ise hakkı olmayan bir kişiye ne verilmişse, o verilene şükür, kanâat ve memnûniyyet ile rızâ göstermeli. Hakkı olmayan bir şeyi taleb etmemeli, i’tirâz parmağını uzatmamalıdır.” dedim.
Evet, eğer bir kimsenin hakkı zâyi’ olmuşsa veyâ hakkı zabtedilmişse hakkını aramaya i’tirâz hakkı doğar. Hâlbuki mevcûdâtın Allâh’a karşı hiçbir hakları yoktur ki veyâ hâşâ Allâh (cc) onların haklarını gasbetmemiş ki; mevcûdât O’na karşı hakkını arasın. Zîrâ O Mâlikü’l-Mülk’tür. Bütün mevcûdât ise, O’nun mahlûku, mülkü ve abdidir. Mülk sâhibi, mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Meselâ; O Mâlikü’l-Mülk, tekvînî olarak ehl-i îmânı Cehennem’e, ehl-i küfrü de Cennet’e idhâl edebilir. Allâh’ın buna gücü yeter ve buna engel olacak bir sebeb de bulunamaz. Ancak Cenâb-ı Hak, teklîfi olarak îmân edip sâlih amel işleyenleri ve takvâ dâiresinde bulunanları Cennet’e koyacağını, ehl-i küfür ve isyânı da Cehennem ile cezâlandıracağını va’detmiştir. Elbette va’dini yerine getirecektir. Ehl-i îmân ve tâati Cennet’e koyacak, ehl-i küfür ve isyânı da Cehennem’e atacaktır. Bununla berâber Cennet, lütf-i İlâhî’dir. Cehennem ise, cezây-ı ameldir.
O hâlde O Zât-ı Kàdir, tekvînî olarak ehl-i Cennet’i, Cehennem’e götürse; ehl-i Cehennem’i de Cennet’e koysa buna kim i’tirâz edebilir? İ’tirâz etmeye kimin hakkı vardır? Hangi hakkı da’vâ edebilir? Evvelâ; vücûd onun değil ki; hak da’vâ etsin. O hâlde kimsenin Allâh’tan hak da’vâ etmeye bir hakkı yoktur. Öyle ise insânın hakkı, verilen vücûd ni’metine şükredip kazâ ve kaderine teslîm olmaktır.
Eğer meyyitin, gâsılın elinde döndüğü gibi; insân
kadere karşı teslîmiyyetle mukàbele etmezse devâmlı ızdırâb ve keşmekeş içinde
kalır. Öyle ise kader-i İlâhî’ye teslîm olmakla mükellefiz. “Hanımım niçin
öldü? Belâ ve müsibete neden giriftâr oldum? Niçin fakir oldum? Oğlum neden
sakat kaldı? Kızım neden hasta