Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
misâli, o kıssayı, o hükmü umûmîleştirir. Mes’eleyi cüz’iyyetten külliyyete, külliyyetten de ta tecelliyyât-ı esmâya kadar götürür. Kur’ân’ın usûlü böyledir. Müellif (ra), Kur’ân’ın bu üslûbundan şöyle bahseder:
“Kur’ân-ı Hakîm’de çok hâdisât-ı cüz’iyye vardır ki, herbirisinin arkasında bir düstûr-i küllî saklanmış ve bir kànûn-i umûmînin ucu olarak gösteriliyor. Nasıl ki, اْلاَسْمَاءَ كُلَّهَااۤدَمَعَلَّمَ Hazret-i Âdem’in melâikelere karşı kàbiliyyet-i hilâfet için bir mu’cizesi olan ta’lîm-i esmâdır ki, bir hâdise-i cüz’iyyedir. Şöyle bir düstûr-i küllînin ucudur ki: Nev’-i beşere câmiiyyet-i isti’dâd cihetiyle ta’lîm olunan hadsiz ulûm ve kâinâtın envâ’ına muhît pek çok fünûn ve Hâlıkın şuùnât ve evsâfına şâmil kesretli maarifin ta’lîmidir ki; nev’-i beşere değil yalnız melâikelere, belki semâvât ve arz ve dağlara karşı emânet-i kübrâyı haml da’vâsında bir rüchâniyyet vermiş ve hey’et-i mecmûasıyla arzın bir hâlife-i ma’nevîsi olduğunu Kur’ân ifhâm ettiği misillü; melâikelerin Âdem’e secdesiyle berâber, Şeytân’ın secde etmemesi olan hâdise-i cüz’iyye-i gaybiyye, pek geniş bir düstûr-i küllîyye-i meşhûdenin ucu olduğu gibi, pek büyük bir hakìkatı ihsâs ediyor. Şöyle ki:
Kur’ân, şahs-ı
Âdem’e melâikelerin itâat ve inkıyâdını ve Şeytân’ın tekebbür ve imtinâını
zikretmesiyle; nev’-i beşere kâinâtın ekser maddî envâ’ları ve envâ’ın ma’nevî
mümessilleri ve müekkelleri müsahhar olduklarını ve nev’-i beşerin hâssalarının
bütün istifâdelerine müheyyâ ve münkâd olduklarını ifhâm etmekle berâber, o
nev’in isti’dâdâtını bozan ve yanlış yollara sevkeden mevadd-ı şerîre ile
onların mümessilleri ve sekene-i habîseleri, o nev’-i beşerin tarîk-i
kemâlâtında ne büyük bir engel, ne müdhiş bir düşman teşkîl ettiğini ihtâr
ederek, Kur’ân-ı Mu’ciz-ül Beyân, bir tek Âdem’le (as) cüz’î hâdiseyi
konuşurken bütün kâinâtla ve bütün nev’-i beşerle bir mükâleme-i ulviyye
ediyor.”
Hulâsâ: Risâle-i Nûr’da, bâhusûs bu Yirmi Dördüncü Mektûb’ta zikredilen temsîller; şuùnât-ı rubûbiyyeti rasad etmek için birer dürbîn vazîfesini görüyor. Elbette o temsîller, şuùnât-ı rubûbiyyetin hakìkatını tutamaz, ihâta edemez, onlara mikyâs olamaz, belki o şuùnâta baktırabilir. O temsîllerde geçen bütün güzellikler, Zât-ı Akdes’in şuùnâtına âittir. Kusùrât ise temsîle âittir. Hem o temsîller, küllî bir kànûnun bir mâsadakı, bir ferdi, bir cüz’ü, bir ucu hükmündedir.
Lügat: tekebbür, elbette, dürbîn, götürü, hadsiz, hâdise, maarif, hâdis, istif, küllî, misil, sinin