Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
elektrik lâmbasının düğmesine dokundum gibi birden o zulümât boşandı. Her taraf o lâmbanın nûru ile doldu. Her şeyin hakìkatını gösterdi. Baktım ki: O gördüğüm köprü, gàyet muntazam yerde, ova içinde bir caddedir. Ve sağ tarafımda gördüğüm mezâr-ı ekber; baştanbaşa güzel, yeşil bahçelerle nûrânî insânların taht-ı riyâsetinde ibâdet ve hizmet ve sohbet ve zikir meclisleri olduğunu farkettim. Ve sol tarafımda, fırtınalı, dağdağalı zannettiğim uçurumlar, şâhikalar ise; süslü, sevimli câzibedâr olan dağların arkalarında azîm bir ziyâfetgâh, güzel bir seyrangâh, yüksek bir nüzhetgâh bulunduğunu hayâl meyal gördüm. Ve o müdhiş canavarlar, ejderhâlar zannettiğim mahlûklar ise, mûnis deve, öküz, koyun, keçi gibi hayvânât-ı ehliye olduğunu gördüm. ‘Elhamdülillahi alâ nûri’l-îmân’ diyerek
اَللَّهُ وَلِىُّ الَّذِينَ اۤمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ
âyet-i kerîmesini okudum, o vâkıadan ayıldım.
“İşte o iki dağ; mebde-i hayât, âhir-i hayât.. ya’nî âlem-i arz ve âlem-i berzâhtır. O köprü ise, hayât yoludur. O sağ taraf ise, geçmiş zamândır. Sol taraf ise, istikbâldir. O cep feneri ise, hodbin ve bildiğine i’timâd eden ve vahy-i semâvîyi dinlemeyen enâniyyet-i insâniyyedir. O canavarlar zannolunan şeyler ise âlemin hâdisâtı ve acîb mahlûkàtıdır.
“İşte enâniyyetine i’timâd eden, zulümât-ı gaflete düşen, dalâlet karanlığına mübtelâ olan adam; o vâkıada evvelki hâlime benzer ki: O cep feneri hükmünde nâkıs ve dalâlet-âlûd ma’lûmât ile zamân-ı mâzîyi, bir mezâr-ı ekber sûretinde ve adem-âlûd bir zulümât içinde görüyor. İstikbâli, gàyet fırtınalı ve tesâdüfe bağlı bir vahşetgâh gösterir. Hem herbirisi, bir Hakîm-i Rahîm’in birer me’mûr-i müsahharı olan hâdisât ve mevcûdâtı, muzır birer canavar hükmünde bildirir.
وَالَّذِينَ كَفَرُوا اَوْلِيَاوءُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى الظُّلُمَاتِ
hükmüne mazhar eder. Eğer
hidâyet-i İlâhiyye yetişse, îmân kalbine girse, nefsin fir’avniyyeti kırılsa,
Kitâbullah’ı dinlese, o vâkıada ikinci hâlime benzeyecek. O vakit birden kâinât
bir gündüz rengini alır, nûr-i İlahî ile dolar. Âlem