Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
kapıyı kapamışım. Veyâ hayât-ı uhreviyye ve hayât-ı ma’neviyye cihetiyledir. O da iki vecîhledir. Biri: Şahsıma haddimden fazla hüsn-i zan edip, şahsımdan bir istifâde-i ma’neviyyeyi niyyet etmektir. Şu vechi de kabûl etmem. Çünkü ben Kur’ân-ı Hakîm’in sırf bir hizmetkârıyım, o mukaddes dükkânın bir dellâlıyım. Şahsî dükkânımdaki perîşân, ehemmiyyetsiz şeyleri satışa çıkarmayacağım ve çıkarmak istemiyorum. Çünkü Kur’ân-ı Hakîm’in kudsî elmaslarının kıymetlerine şübhe îrâs etmemek için, perîşân ve şahsî dükkânımda bulunan kırık cam parçalarını satsam; hakìkì sarrâf olmayan müşteriler, dellâllık vaktinde elimde gördükleri elmaslara da şişe nazarıyla bakabilirler, zihinlerine bir iltibâs, bir şübhe gelir. Onun için şahsî dükkânımı kat’iyyen kapamışım. Bana o mukaddes dükkânın hizmetkârlığı yeter. Müflis bir hizmetkâr olsam, daha hoşuma gidiyor.
İkinci vecîh
şudur ki: Kur’ân hesâbıyla ve dellâllığı ve hâdimliği noktasında benimle
görüşmektir. Şu vecîhte gelenleri ale’r-re’si ve’l-ayn kabûl ediyorum. Fakat bu görüşmek için
şark ve garb mâni’ olmaz. Belki yerin üstü ve altı dahi birdir. Sûreten
görüşmeye o kadar lüzûm yok.”[
Dellâl-ı Kur’ân olan Müellif (ra), mezkûr mektûblarında bu îmânî ve Kur’ânî dersleri sırr-ı verâset-i nübüvvet makàmından alıp nev’-i beşere teblîğ ettiğini ifâde buyurmakta ve ehl-i hakìkat zâtların derslerinde bulunacağını da va’d etmektedir. O hâlde bu îmânî ve Kur’ânî dersler, hakìkì ma’nâda Üstâd Hazretlerinin değil. Belki bütün peygamberlerin, bâhusûs Resûl-i Ekrem (asm)’ındır. Zîrâ nev’-i beşerin Muallim-i Ekber’i odur. Belki bu dersler, o Zât-ı Ekrem (asm)’ın da değil, Hâlık-ı âlemin’dir. O Zât-ı Akdes, bizzât kendi kendisini tanıttırıyor. Zîrâ O kendisini tanıttırmazsa, hiçbir mahlûk O’nu tanıyamaz ve tanıttıramaz. Resûl-i Ekrem (asm) ise sâdece mübelliğdir.
(Onun için ehl-i hakìkat demişler ki: “Bir ân-ı seyyâle vücûd-i münevver,) Allâh’a intisâbla nûrlanan bir anlık vücûd, (milyon sene bir vücûd-i ebtere) Allâh’a intisâb etmeyen bir vücûda (müreccahtır.) tercîh edilir. Demek Allâh’a intisâb eden kimse aydındır. O’na intisâb etmeyen ebterdir. Ya’nî hayrsız ve netîcesizdir. Evet, Allâh’a intisâb ile bir anlık vücûd, bir milyon sene dünyâ hayâtına müreccahtır. Çünkü o bir anlık vücûd, Vâcibü’l-Vücûd’a intisâb sırrıyla
Lügat: ehl-i hak, hizmetkâr, peygamber, mukaddes, nübüvvet, muallim, übüvvet, hizmet, mezkûr, dilir, hâdim, istif, vâcib, zihin, şahsî, şübhe, şişe