Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
olsa, yine onların künhüne yetişemez ve ihâta edemez.
Hem meselâ adâletperver, ihkâk-ı hakkı sever ve ondan zevk alır bir hâkim, mazlûmların haklarını vermekten ve mazlûmların teşekkürlerinden, zâlimleri tecziye etmekle mazlûmların intikàmlarını almaktan nasıl memnûn olur, bir zevk alır. İşte Hakîm-i Mutlâk ve Âdil-i Bilhak ve Kahhâr-ı Zülcelâl, değil yalnız cin ve inste, belki bütün mevcûdâtta ihkâk-ı haktan, ya’nî her şeye hakk-ı vücûdu ve hakk-ı hayâtı vermekten ve vücûd ve hayâtını mütecâvizlerden muhâfaza etmekten ve dehşetli mevcûdları tecâvüzlerden tevkîf ve durdurmaktan, husûsan mahşerde ve dâr-ı âhirette cin ve insin muhâkemesinden başka bütün zîhayâta karşı tecellî-i kübrâ-yı adl ü hikmetten gelen maânî-i mukaddeseyi kıyâs edebilirsin.
İşte şu üç misâl gibi, binbir esmâ-i İlâhiyyenin herbirinde pek çok tabakàt-ı hüsün ve cemâl ve fazl ve kemâl bulunduğu gibi, pek çok merâtib-i muhabbet ve iftihâr ve izzet ve kibriyâ vardır. İşte bundandır ki: “Vedûd” ismine mazhar olan muhakkikîn-i evliyâ; “Bütün kâinâtın mâyesi, muhabbettir. Bütün mevcûdâtın harekâtı, muhabbetledir. Bütün mevcûdâttaki incizâb ve cezbe ve câzibe kànûnları, muhabbettendir.” demişler. Onlardan birisi demiş:
فَلَكْ مَسْت مَلَكْ مَسْت نُجُومْ مَسْت سَمَوَاتْ مَسْت شَمْس مَسْت قَمَرْ مَسْت زَمِينْ مَسْت عَنَاصِرْ مَسْت نَبَاتْ مَسْت شَجَرْ مَسْت بَشَرْ مَسْت سَرَاسَرْ ذِى حَيَاتْ مَسْت هَمَه ذَرَّاتِ مَوْجُودَاتْ بَرَابَرْ مَسْت دَرْمَسْتَسْت
Ya’nî:
Muhabbet-i İlâhiyyenin tecellîsinde ve o şarâb-ı muhabbetten herkes isti’dâdına
göre mesttir. Ma’lûmdur ki: Her kalb, kendine ihsân edeni sever ve hakìkì
kemâle muhabbet eder ve ulvî cemâle meftûn olur. Kendiyle berâber sevdiği ve
şefkat ettiği zâtlara dahi ihsân edeni daha pek çok sever. Acabâ, -sâbıkan
beyân ettiğimiz gibi- herbir isminde binler ihsân defîneleri bulunan ve bütün
sevdiklerimizi ihsânâtıyla mes’ûd eden ve binler kemâlâtın menba’ı olan ve
binler tabakàt-ı cemâlin medârı olan binbir esmâsının müsemmâsı olan Cemîl-i
Zülcelâl, Mahbûb-i Zülkemâl, ne derece aşk ve muhabbete lâyık olduğu ve bütün
kâinât, onun muhabbetiyle mest ve sergerdân olmasının şâyeste bulunduğu
anlaşılmaz mı?