Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
Molla Muhammed El-Kersî
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
ve aç ve muhtâç olanlara vermek için, seyâhat eden güzel bir gemisine serer. Kendi de üstünde seyreder. O fukarânın minnetdârâne tena’umları ve o aç olanların müteşekkirâne telezzüzleri ve o muhtâç olanların senâkârâne memnûniyyetleri; ne derece o kerîm zâtı mesrûr ve müferrah eder, ne kadar onun hoşuna gider, anlarsın.
İşte küçücük bir sofranın hakìkì mâliki olmayan ve bir tevzîât me’mûru hükmünde olan bir insânın mesrûriyyeti böyle ise; cin ve insî ve hayvânâtı, fezâ-yı âlem denizinde seyr ü seyâhat ettiren ve bir sefîne-i Rabbâniyye olan koca zemînin üstüne bindirip, yüzünde hadsiz enva’-ı mat’umâtı câmi’ bir sofrayı serip, bütün zîhayâtı küçük bir kahvâltı nev’inde o ziyâfete da’vet etmekle berâber, gàyet mükemmel ve bütün enva’-ı lezâizi câmi’, sermedî, ebedî bir dâr-ı bekàda Cennetleri, herbirisini birer sofra-i ni’met ederek hadsiz lezâizi ve letâifi câmi’ bir tarzda, nihâyetsiz bir zamânda, nihâyetsiz muhtâç, nihâyetsiz müştâk, nihâyetsiz ibâdına, hakìkì yemek için ziyâfet açan bir Rahmân-ı Rahîm’e âit ve ta’bîrinde âciz olduğumuz meâni-i mukaddese-i muhabbeti ve netâic-i rahmeti kıyâs edebilirsin.
Hem meselâ:
Mâhir bir san’atperver mahâretini göstermeyi sever bir usta; güzel, plâksız
konuşan fonoğraf gibi bir san’atı îcâd ettikten sonra, onu kurup tecrübe
ediyor, gösteriyor. O san’atkârın düşündüğü ve istediği netîceleri en mükemmel
bir tarzda gösterse; onun mûcidi ne kadar iftihâr eder, ne kadar memnûn olur,
ne derece hoşuna gider. Kendi kendine “Bârekâllah” der.
İşte küçücük
bir insân, îcâdsız, sırf sûrî bir san’atçığı ile, bir fonoğrafın güzel
işlemesiyle böyle memnûn olsa; acabâ bir Sâni’-ı Zülcelâl, koca kâinâtı, bir musikî, bir fonoğraf
hükmünde îcâd ettiği gibi, zemîni ve zemîn içindeki bütün zîhayâtı ve bilhassa
zîhayât içinde insânın başını öyle bir fonoğraf-ı Rabbânî ve bir musika-i İlahî
tarzında yapmış ki; hikmet-i beşer, o san’at karşısında hayretinden parmağını
ısırıyor.
İşte bütün o
masnûât, bütün onlardan matlûb netîceleri, nihâyet derecede ve gàyet güzel bir
sûrette gösterdiklerinden ve ibâdât-ı mahsûsa ve tesbîhât-ı husûsiyye ve
tahiyyât-ı muayyene ile ta’bîr edilen evâmîr-i tekvîniyyeye karşı onların
itâatları ve onlardan matlûb olan makàsıd-ı Rabbâniyyenin husûlünden hâsıl olan
ve iftihâr ve memnûniyyet ve ferâhla ta’bîr edemediğimiz maânî-i mukaddese ve
şuùn-i münezzeh, o derece âlî ve mukaddestir ki; bütün ukûl-i beşer ittihâd
edip bir akıl