Anasayfa > Haber > Ölüleri canlı mı zannediyoruz?
Ölüleri canlı mı zannediyoruz?
-
İlgili Haberler
(Demek o eserler,
onların değilmiş; belki zevâlsiz birinin eserleri imiş.) Çünkü tecellînin
devâm etmesi, hakíkí te’sîr sáhibinin vücûdunun devâm ettiğini gösterir.
Müellif (ra), bunu bir misâlle açıklıyor. (Nasıl
ki; bir ırmağın kabarcıkları gidiyor; arkasından gelen kabarcıklar, gidenler
gibi parladığından anlaşılıyor ki; onları parlattıran, dâimî ve yüksek bir ışık
sáhibidir.) O nehrin üstündeki Güneş’in aksine uzaktan baksan, dâimî olarak
parladığını görürsün. Hâlbuki yakından baksan, o aksi gösteren kabarcıkların
parlayıp, sonra derakab söndüğünü görürsün. Ya‘nî, kabarcıkların zâtı
cihetinden baksan, hadsiz bir zevâl ve fenâ görünür. Fakat tecellî cihetinden
baksan, hiçbir zevâl yoktur. Zîrâ Güneş’in aksi, devâmlı bir súrette nehrin
üzerinde görünür. Bu hâl, gösterir ki; bu dâimî tecellî, dâimî bir Güneş’e
âiddir. O kabarcıklar, sâdece birer mazhardır. Masdar ve menba’ değildir.
İşte
küllî ve geniş bir nazarla zamân nehrinin üzerinde parlayan tecelliyyâta
baksan, Şems-i Ezelî’nin cilve-i cemâlinin pür-şa’şaa devâm ettiğini görürsün.
Bir kısım hayâtlılar gelir. Sonra onlar gider; yerlerine emsâlleri gelir. Ezelî
ve ebedî bir hayâtın tecellîsi, o zîhayâtların üzerinden akıl ve kalbin gözüne
görünür. Amma mevcûdâtın zâtına hasr-ı nazar eden, cüz’iyyetten çıkamayan
insânlar ise, zamân nehrinin üzerinde sâdece binlerce cenaze görür.
(Yeni baskıya
hazırlanan Yirmi İkinci Söz’ün Şerhi)