Anasayfa > Makale > İlk Müslüman olan devlet reisi
İlk Müslüman olan devlet reisi
İslâmiyete giren ilk Devlet Reisi, Habeş Necaşisi Ashama’dır. Peygamber
Efendimiz (asm), Hicretin yedinci yılı Muharrem ayında (M. 628) birer mektup ve
elçi göndererek; Bizans İmparatoru Heraklius’u, İran Kisrası Hüsrev Perviz’i,
Bizans’ın Mısır valisi Mukavkıs’ı ve Habeş Necaşisi Ashama’yı İslâmiyete dâvet
etmişti.
Bu devlet reisleri içerisinde Resûllulah’ın (a.s.m.) elçisini ve
mektubunu en iyi şekilde karşılayan Necaşi’dir.
Necaşi’ye, Peygamber Efendimizin mektubunu Amr bin Ümeyyet-üd-Damrî
götürdü.
Necâşi, Peygamberimizin mektubunu alınca, gözlerine sürdü, öpüp başına
koydu ve tahtından inerek yere oturduktan sonra, mektubu okuttu.
Kâinatın Efendisinin (asm), Necaşi’ye gönderdiği mektupta şunlar
yazılıydı:
“Bismillahirrahmânirrahîm
“Allah’ın Resûlü Muhammed’den, Habeş kralı Necaşi Asham’a!
“Senin, temelli selâmet içinde olmanı diler, senden dolayı Allah’a hamd
ü senâ ederim. Ki, O’ndan başka İlâh yoktur.
“Melik, Kuddûs, Selâm, Mü’min ve Müheymin O’dur.
“Şehâdet ederim ki, Meryem oğlu İsa; Allah’ın çok temiz, izzetli,
dünyadan el etek çekmiş olan Meryem’e ilka ettiği rûhu ve kelimesidir ki,
Meryem, böylece ona gebe kalmış, yüce Allah, onu, ruhundan nefh edip
yaratmıştır. Nasıl ki, Âdem’i de kudret eliyle ve nefhile öyle yaratmıştı.
“Ben, seni; bir olan, eşi, ortağı bulunmayan Allah’a ve O’na ibâdet ve
taâta, bana tâbi olmağa ve Allah’dan getirip tebliğ etmiş olduğum şeylere iman
etmeğe dâvet ediyorum.
“Çünkü, ben, Allah’ın Resûlüyüm.
“Seni ve askerlerini yüce Allah’a ibâdet ve taâta dâvet ediyorum. Ben,
sana gereken tebligatı yapmış, dünya ve âhiret saadetini temin edecek nasihatı
vermiş bulunuyorum.
“Nasihatımı kabul ediniz!
“Doğru yola uyup gidenlere selâm olsun!”
Necâşi, Peygamber Efendimizin bu mektubunu dinleyince başını eğdi. Bir
süre düşündükten sonra, tane tane kelime-i şehâdeti söyledi. Böylece “İlk
Müslüman devlet başkanı” unvanını aldı.
Peygamber Efendimizin muktubu, Necaşi’ye okunduğu zaman, Necaşi’nin
yanında Habeşistan’a hicret etmiş (göçmüş) olan sahebelerden Peygamber
Efendimizin amcazâdesi, Hz. Ali’nin ağabeyi, Hz. Câfer de hazır bulunmuştur.
Müslüman olan Necâşi Peygamber Efendimize gönderdiği mektupta şunları
söyledi:
“Esirgeyen, bağışlayan Allah’ın adıyla!..
“Allah’ın elçisi Muhammed’e Necâşi Asham b. Ecber’den...
“Selâm sana! Allah’ın gönderdiği peygamber! Allah’ın rahmeti de,
bereketi de üzerine olsun! Beni İslâm ile hidayete ulaştıran Allah’tan başka
İlâh yoktur. Mektubunu ve Hz. İsâ hakkında yazdıklarını aldım. Bize
gönderdiğini de biliyorduk. Amcanın oğlu [Hz. Cafer] ve arkadaşlarını da
güzelce ağırladık.
“Ben, senin gerçekten Allah’ın elçisi olarak tasdik edildiğine şahadet
ederim. Sana bağlanmış ve amcanın oğluna biât etmiştim. Onun vasıtasıyla
Âlemlerin Rabbi olan Allah için Müslüman oldum. Ey Allah’ın Peygamberi, sana
oğlum Eriha b. Asham b. Ecber’i gönderiyorum. Fakat şu kadarını söyleyeyim
ki, ben bu hususta kendimden başkasına
söz geçiremem. Eğer yanına gelmemi emredersen, hiç çekinmeden bunu yaparım, ey
Allah’ın elçisi! Çünkü senin her söylediğin sözün doğru olduğuna şehadet ederim.”
Diğer Devlet Reislerinin Tavırları
İskenderiye Meliki Mukavkıs (Mısır Valisi) da Peygamber Efendimizin
mektubu üzerine memnuniyetini belli etti. Melik, mektubu öpüp başına koyarak
aldı. Mektubu getiren Hz. Hatib b. Ebî Beltea’yı güzelce ağırladı. Peygamber
Efendimize hediyeler gönderdi.
İran Kisrası Hüsrev Perviz ise çor çirkin bir davranışta bulundu. Kendi
ismi Peygamber Efendimizin isminden sonra yazıldığı için mektubu yırttı.
Peygamber Efendimiz, İran Kisrası’nın mektubunu yırttığını öğrenince; “Yâ
Rab! Nasıl mektubumu paraladı ise, sen de onu ve onun mülkünü parça parça et”
diye bedduâ etti. Çok geçmeden Hüsrev Perviz öz oğlu Şireveyh tarafından
hançerle parça parça edildi.
Peygamber Efendimiz, Bizans İmparatoru Heraklius’a, Rumcayı bilen Hz.
Dıhyetü’l Kelbî vasıtasıyla mektup gönderdi.
Heraklius, Peygamber Efendimizin mektubunu Bizans Patriğine okuttu.
Mektubu okuyan Patrik heyecanla:
“İşte bizim beklediğimiz ve İsâ Aleyhisselâm’ın bize müjdelediği
Peygamber!” dedi.
Heraklius: “O halde ne yapmalıyız?” deyince patrik kararlı bir şekilde
şu cevabı verdi:
“Seni bilmem ama, ben onu tasdik edip ona tâbi olacağım!”
Heraklius bu cevap karşısında şaşırmıştı. Bir an düşündü ve şöyle dedi:
“Ama ben bunu yaparsam krallığım elimden gider.”
Bizans İmparatoru bir anda nefsine mağlup olarak, ebedî hayatını değil
de kısacık dünya hayatını düşünmüştü.
Peygamber Efendimizin mektubu geldiği zaman henüz Müslüman olmamış olan
Ebû Süfyan da orada bulunmaktaydı. Heraklius Ebû Süfyan’ı çağırttı ve ona
şu soruları sordu:
“(Peygamber Efendimizi kastederek) soyu sopu nasıldır?”
“İçimizde onun soyu kadar şerefli hiçbir sülâle yoktur.”
İmparator: “Öyleyse bu Peygamberliğinin delilidir. Nasıl, doğru birisi
midir?”
Ebû Süfyan: “Yalan söylediği duyulmamıştır.”
“İşte bir Peygamberlik alâmeti daha! Peki onun dinine girdikten sonra
ayrılan oldu mu?”
Ebu Süfyan: “Hayır!” cevabını verince imparator şöyle dedi:
“Bu da, peygamberliğinin alâmetidir.”
Heraklius daha sonra Ebu Süfyan’a şunları söyledi:
“Eğer senin bu söylediklerin doğruysa, şu iki ayağımın bastığı yerler
yakında onun olacaktır. Ben bu sıralarda bir peygamberin ortaya çıkacağını
biliyordum. Ama sizden olacağını zannetmiyordum. Eğer ona ulaşabileceğimi
bilseydim, kendisiyle karşılaşmak için
bütün güçlüklere katlanırdım. Eğer yanında olsaydım, ayaklarını yıkardım.”
İmparator Ebû Süfyan’ı gönderdikten sonra Hz. Dıhye’yi çağırttı ve
şunları söyledi:
“Efendine söyle, ben onun gerçek peygamber olduğunu biliyorum. Ama
krallığımı da terkedemem.”
Peygamber Efendimizin mektubunu okuyan Bizans Patriğinin gönlüne ise
iman ateşi düşmüştü. Artık kiliseye gitmiyordu. Bunu gören halk şüphelendi. “Ya
yanımıza gel, ya da seni öldüreceğiz” dediler.
Patrik bir gün Hz. Dıhye’yi çağırdı. Ona Peygamber Efendimiz hakkında
birçok sorular sordu. Daha sonra kelime-i şehâdet getirerek Müslüman oldu. Bir
mektup yazarak Hz. Dıhye’ye verdi ve şöyle dedi:
“Bu mektubu al, efendine git ve ona selâm söyle! Allah’tan başka İlâh
olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Peygamberi olduğuna şehadet ettiğimi
kendisine haber ver. Ben ona îman ettim, onu tasdik ettim ve ona tâbi oldum.
Fakat bu adamlar bunu inkâr ettiler. Gördüklerini ona anlat.”
Patrik sözlerine şöyle devam etti: “Allah’a yemin ederim ki, senin
efendin Allah’ın gönderdiği bir peygamberdir. Biz onun ismini ve vasıflarını
biliyorduk.”
Patrik daha sonra üzerindeki papaz elbisesini çıkarıp attı. Beyaz bir elbise giydi. Abdest aldı ve evinin önüne toplanmış olan kalabalığın önüne çıkarak kelime-i şehâdet getirdi. Gözü dönmüş Bizanslılar hep birlikte üzerine atılarak oracıkta şehid ettiler.
Küfrün karanlığındakiler iman güneşini öfke ile söndüreceklerini zannediyorlardı. Çok geçmeden yanıldıklarını göreceklerdi.