Mektûbât-ı Hulûsıyye-1
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Bundan dolayı onlara “ehl-i hâl”
denilir.[18] Bu bahse fazla girmeye lüzûm yoktur. “Telvîhât”
yeter.
Bu mektûbu, Abdulláh Şeker Ağabeyine
de okut. İsim yazmıyorum. Umûm kardeşlere birer birer binler selâm
ve duálar eder, size de selâmet-i dâreyn dilerim.
2 Eylül 1969
اَلْبَاق۪ي اَلْحُبُّ فِى اللّٰهِ
Muhibb-i
Muhlisiniz
***
[18] Hacı Hulûsí Bey merhûm, Abdulkadir BADILLI’ya göndermiş olduğu bir mektûbunda, Molla Muhammed DOĞAN için; “Muş’taki zât, ehl-i hâldendir” buyurmuştur. Her ne kadar Abdulkadir BADILLI, Hacı Hulûsí Bey merhûmun, Muş’lu Molla hakkında kullandığı “ehl-i hâl” ta‘bîrini, İhsan ATASOY’un, “Nûr’un Birinci Talebesi Hulûsî YAHYÂGİL” adlı eserin 8. Baskı, 352. sahîfesinde, “meczûb” diye tefsîr etmişse de; Hacı Hulûsí Bey merhûm, bu mektûbunda ehl-i hâli şöyle ta‘rîf etmiştir: “Kál ehli demek, şerîatın záhirine uymuş, ma‘nen terakkí için ma‘nevî cihâz ve letáifi gereği gibi işletmemiş demektir. İnsânın et, kemik ve kıl gibi cismâniyyeti olduğu gibi; kalb, rûh, sır gibi ma‘nevî cihâzları da vardır. Bunlar boşuna verilmemişlerdir. Bu cihâzlara letáif denilir. Bu letáifi, şerîat mîzânına göre kullananlarda ba‘zı hâller záhir olur. Bundan dolayı onlara ‘ehl-i hâl’ denilir.” Hacı Hulûsí Bey merhûm, Muş’lu Molla hakkında ne şifâhî olarak, ne de yazılı olarak “meczûb” ta‘bîrini kullanmamıştır. Bu sebeble Hacı Hulûsí Bey’in, Muş’lu Molla hakkında kullandığı “ehl-i hâl” ta‘bîrini, “meczûb” diye tefsîr etmeye kimsenin hakkı yoktur. Alvar’lı Muhammed Lütfü Efendi, Hacı Hulûsí Bey’e yazmış olduğu bir mektûbunda, bu zâta şöyle hıtáb etmektedir: “Hâlde hâldaşım, yolda yoldaşım, dînde kardaşım, Muhammed Hulûsí Efendi Kardaş!” (Musahhih)