Mektûbât-ı Hulûsıyye-1
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Tevâzu‘, fıtrî ahvâlindir. Niyyet ile
kazanılmaz. Tekebbür, ya‘nî kendini büyük saymak. Tekebbüre niyyet, onu
yok eder. Çünkü, Elláh, büyüklenenleri sevmez.
Feraha, ya‘nî sevince niyyet, ferahı uçurur, kederi getirir.
Ferah, sevinç, niyyet ile değildir. Kulun vazífesi, hakkındaki hadsiz İlâhî ni‘metlere karşı Mün‘ım-i Kerîm’e şükürdür.
Gam ve kedere, ya‘nî cânını sıkmaya niyyet eden, gam ve kederinin azaldığını görür. Çünkü, gam ve kedere sebeb
olan şeyler, her türlü musíbetlerdir. Henüz vücûdu olmayan bir musíbetten
dolayı kederlenmek, akıllının işi olamaz. Musíbetlere karşı da sabırla mükellefiz.
Dördüncü Suâlinizin Cevâbı: “Hálık’ın mevcûdâta serpilen ve evkáta takılan kemâlâtını, hayâtının mâhiyyeti ile, hem mevcûdâtta, hem her vakitte görüp, anlayıp şehâdet edecek olan, ahsen-i takvîm isti‘dâdında halk edilmiş olan insândır” demektir.
اَلْبَاق۪ي اَلْحُبُّ
فِى اللّٰهِ
***
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ
وَ بَرَكَاتُهُ
Azîz Kardeşim!
Mektûbunuza bir haftadır cevâb yazamadım. Sebeb, dünyevî
ve sıhhî
ma‘zeretler. Lillâhi’l-hamd mûcib-i merâk bir hâl
yoktur.
Yaklaşan Ramazán-ı Şerîfinizi tebrîk ederim. İnşâelláh çok
Lügat: tekebbür, hadsiz