Mektûbât-ı Hulûsıyye-1
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
bana
rızık ettiği ekmeği alıyorum” der ve alır, kesrette boğulmaktan kurtulur.
Dördüncü Suâliniz: Kütüb-i
sâbıka nedir?
Elcevâb: Kur’ân’dan evvel
peygamberlere inzâl edilmiş bulunan üç büyük kitâb ve yüz
suhuftur. Kitâblar, “Tevrât, Zebûr ve İncîl”dir.
***
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ
وَ بَرَكَاتُهُ
Pek Muhterem Kardeşim!
Sevinçli, iltifâtlı mektûbunuzu sevinçle aldım. Muhterem Alvarlı’nın manzúmesini, bu haftaki istasyonun cenûbundaki Hacı Abdulláh’ın bahçesindeki muhterem rüfeká ile yaptığımız kır áleminde okudum. Selâmınızı da kendilerine söyledim. Bi’l-mukábele selâm ve duá ederler. Bu manzúmenin son fıkrasındaki “gulbeyi” kelimesi “külbei” olacak. Ma‘nâsı “dar oda, köşe, bucak” demektir. Terkîbi de tahrîf edilerek “kulbeo” (kulboe) veyâ “kulübe” denmiş, kelimenin aslı bu imiş. (Kámûs’tan)
Hatimlerin duálarında ve diğer ibâdet ve tesbîhlerin sonlarında yapılan bi’l-umûm duálar bölünmeden her rûha tam olarak ulaşır. Radyosunu açan her ferd, bir merkezden yapılan neşriyyâtı bölünmeden dinleyebilmesi, bunun isbâtına kâfîdir. Böyle bir tasnîfe lüzûm ve ihtiyâc olmadığı gibi, kabre de yollanacağı makber kitâbelerinde görülmemiştir. Ancak şu bir hakíkattır ki; insân kabre yalnız olarak gider. Orada ona enîs