Nüzûl-i Ísâ (as)
Muhammed Doğan (Molla Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
ehâdîs-i Nebeviyye, âsâr-ı sahâbe ve tâbiín, akvâl ve
ârâ-yı ulemâdan başka ba‘zı aklî delîlleri zikr etmeğe çalışacağız:
Birinci Delîl: Ma‘lûmdur ki, bir kelime veyâ bir cümle, bir cemâat ve toplumda
zikr edildiğinde, evvelâ o kelime veyâ o
cümlenin örf-i nâsda bedîhî ma‘nâsı ne ise, o ma‘nâ kasd edilir
ve ma‘nâ-yı evveli ve sarîhî dediğimiz de budur. Eğer o kelimenin başka bir ma‘nâda kullanılmadığına dâir bir karîne, bir
alâmet veyâ bir belirti yoksa, o kelimenin záhirî ma‘nâsında kullanıldığına kesin olarak hükm edilir. Meselâ biri dese ki: “Oğlum askerden geldi.” Elbette bunun záhirî
ma‘nâsı; bi’z-zât oğlunun askerden geldiğidir. Mecâzî olarak, “Mektûbu geldi veyâ haberi ulaştı veyâhúd o ânda rûhu ve hayâli yanımda hâzır oldu” gibi ma‘nâları ifâde etmek istemiyor.
Zikr ettiğimiz bu kánûn, bedîhî bir mes’eledir. İnsânların kendi aralarında anlaşmaları, bütün hak ve hukúkun
tahakkuku da buna bağlıdır. Elláh (cc) insânlara
kelimeleri, lafızları ve konuşmaları bunun için vermiştir. İnsânlar, buna göre konuşmakta ve muhâverelerini buna
göre ayarlamaktadırlar. Eğer insânların konuştukları, záhirî ve mütearref
ma‘nâlarına haml edilmeyip hep işârî ve mecâzî ma‘nâlara haml
edilse; her hak záyi‘ olur ve her şey alt üst olur.
Şimdi, Ísâ (as)’ın nüzûlü hakkında vârid olan ehâdîs-i Nebeviyyede geçen kelime ve cümlelere bakalım;
Peygamberimiz (asm) müteaddid ve mütevâtir hadîslerinde, “Ísâ (as) gökten nüzûl edecek, ba‘s olunacak, rücû‘ edecek, hurûc edecek” buyurmuştur. Hadîslerde geçen bu “nüzûl”, “ba‘s”, “rücû‘” ve “hurûc” gibi kelimeler, hem örf-i nâsda, hem de örf-i ulemâda “beden” için kullanılan kelimelerdir.