Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
Beşincisi: Ölecek álemin yeniden
dirilmesi mümkün müdür?
Altıncısı: Ta‘mîr-i dünyâ, vâkı‘ olacak mıdır? Ya‘nî, bu álem, ikinci def‘a tekrâr aynen diriltilecek midir?
Kur’ân-ı Azímü’ş-şân, pek çok âyâtıyla bu altı suâle muknî cevâb vermekle, haşir da‘vâsını isbât etmiştir.
İşte, Kur’ân, وَلَهُ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ âyet-i kerîmesiyle de bu altı suâle şöyle cevâb verip haşri isbât ediyor:
Birincisi: Haşre muktazí vardır. Evet, bu âyet-i kerîme, semâvât, Arz ve onlarda bulunan cümle
mahlûkátın Cenâb-ı Hakk’ın emir ve irâdesine münkád olduklarını, kemâl-i itáat ile vazífe-i ubûdiyyetlerini îfâ ettiklerini, hîç
birinin haddi aşmadığını, kavânîn-i İlâhiyyeye riáyet ettiklerini; ma‘nâsının câmiıyyetiyle nev-ı beşere ders veriyor. Demek,
bütün kâinât, fıtrî olarak bir Ma‘bûd-i
Bi’l-hakk’a ubûdiyyetlerini arz ediyorlar. Dâire-i ubûdiyyet, bütün gücüyle
dâire-i rubûbiyyet hesâbına ve nâmına çalışıyor. Mâdem şu álemde küllî bir ibâdet icrâ olunuyor. Hem o ibâdete, hîç bir şerîkin müdâhalesi olmuyor. Elbette, o Ma‘bûd-i Bi’l-hak ve Ádil-i
Mutlak, böyle bir ubûdiyyeti karşılıksız bırakmayacak; bir diyâr-ı bâkíde, her bir ábide, yaptığı ubûdiyyetine göre bir mükâfât verecektir. Bu, Ma‘bûd, Ádil ve
Muhsin gibi esmânın muktezásıdır. Kur’ân’ın ma‘nevî tefsîri olan “Risâle-i Nûr”un “Sözler” adlı eserinde şöyle buyruluyor:
“Şimdi, iki levha, iki dâire görünüyor. Biri: Gáyet muhteşem, muntazam bir dâire-i rubûbiyyet ve gáyet musanna‘, murassa‘
bir levha-i san‘at... Diğeri: Gáyet münevver,
müzehher bir dâire-i ubûdiyyet ve gáyet vâsi‘, câmi‘ bir levha-i tefekkür ve
istihsân ve teşekkür ve îmân vardır ki; ikinci dâire, bütün kuvvetiyle birinci dâirenin nâmına hareket eder.”
Demek, haşre muktazí vardır.
İkincisi: Fâil muktedirdir. Zîrâ, semâvât, Arz ve onlarda bulunan hadsizmahlûkátı dâire-i ilimden dâire-i kudrete çıkaran; her bir mevcûda mahsús bir tavr-ı ubûdiyyeti ona ta‘lîm eden; her birini ayrı ayrı cihâzâtla techîz eden; muhtâc
Lügat: muhteşem, muktedir, muntazam, tefekkür, teşekkür, elbette, hareket, udre(t), birinc, hadsiz, küllî