Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
átıl durumda olan fazla
damarlar görünüyor. Fenn-i tıbbın tesbîtiyle anlaşılıyor ki, bu damarlar fazla değil, çok faydası var. Meselâ; kalb damarlarının tıkanması ve faáliyyet göstermemesi durumunda, o damarlar alınıp kalb damarlarının yerine nakledilmektedir. İşte, insân vücûdunun her bir uzvunda öyle hikmetler ve fâideler
gözetilmiş ki; günümüz insânları o hikmet ve fâidelerden
ancak bir kısmını anlayabilmiştir. O hikmet ve fâideler, sayılamayacak kadar çoktur.
Üstâd
Bedîuzzamân (ra) Hazretleri, a‘zá-yı
insâniyyenin her birine takılan
fâide ve maslahatları,
gelecek âyet-i kerîmelerin tefsîri sadedinde şöyle îzáh ediyor:
“سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْاَعْلٰىۙ ۞ اَلَّذ۪ى خَلَقَ فَسَوّٰىۙ ۞ وَالَّذ۪ى قَدَّرَ فَهَدٰىۙ
sırrınca: umûm eşyâda, husúsan zî-hayât
masnûlarda hikmetli bir kalıbdan çıkmış gibi her şeye bir mikdâr-ı muntazam ve bir súret,
hikmetle verildiği ve o súret ve o mikdârda
maslahatlar ve fâideler için eğri büğrü hudûdlar bulunması; hem müddet-i hayâtlarında değiştirdikleri súret-i libâsları ve
mikdârları yine hikmetlere,
maslahatlara muvâfık bir tarzda mukadderât-ı hayâtiyyeden terkîb edilen ma‘nevî ve muntazam birer súret, birer
mikdâr bulunması, bi’l-bedâhe gösterir ki:
Bir Kadîr-i Zü’l-Celâl’in ve bir Hakîm-i Zü’l-Kemâl’in kader dâiresinde
súretleri ve biçimleri tertîb edilen ve kudretin destgâhında vücûdları verilen o hadsiz masnûát, o
Zât’ın vücûb-i vücûduna delâlet,
ve vahdetine ve kemâl-i kudretine hadsiz lisân ile şehâdet ederler. Sen kendi cismine ve a‘zálarına ve onlardaki eğri büğrü yerlerin meyvelerine ve fâidelerine bak! Kemâl-i hikmet içinde
kemâl-i kudreti gör
Bir ağaca ne kadar yaprak, çiçek ve meyve takılmışsa, her bir insâna, belki o insânın her bir uzvuna o kadar hikmetler ve maslahatlar takılmıştır. Meselâ; insâna hadsiz mat‘úmâtı tadacak bir dil ihsân edilmiştir. Dünyâda ne kadar tadılacak ni‘met varsa, dil hepsini tadar. Tadını anlar. Bir de tartar, ölçü koyar. “Değeri bu kadardır” diye ona bir fiyat biçer. Álemde ne kadar mat‘úmât ve meşrûbât varsa, o Hakîm-i Mutlak, hepsinin ölçüsünü dilde derc etmiştir. Meselâ; şu ânda dünyânın güney yarım küresinde görmediğin bir meyve veyâ bir sebze var. Onu al, dilinle tat. Dilin, hemen onu tartıp ona bir değer biçer. Onun özel bir tadı olduğunu sana bildirir. Demek, dilin üstünde onu anlayacak ma‘nevî bir ölçü ve terâzî vardır. Mün‘ım-i Kerîm, bütün taámların ölçüsünü dilde derc
Lügat: hakîm-i mutlak, maslahat, mukadder, muntazam, udre(t), hadsiz, hikmet, fâide, sinin