Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
اَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِم۪ينَ كَالْمُجْرِم۪ينَ “(Müslümânları, mücrimler gibi kılar mıyız?) Elbette kılmayız.”
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ “ Ey inkârcılar! Ey fâsıklar! (Sizin için ne var?) Neye istinâd ediyorsunuz ki; böyle bâtıl bir iddiáda bulunuyorsunuz. Sizi bu pek yanlış fikre sürükleyen nedir? (Nasıl hükmediyorsunuz?) Sizi böyle delîlsiz bir da‘vâya sevk eden nedir? Bu ne kadar câhilce bir hükümdür.
Mekke-i Mükerreme’deki kâfirler,
Müslümânlara demişler ki: “Elláh, bizi
dünyâda size üstün kıldı. Ya‘nî, bize daha ziyâde servet ve kuvvet verdi. Artık şübhe yok ki; bizi âhirette
de size üstün kılar. Şâyet üstünlük hâsıl olmasa da, en az sizinle eşit oluruz!” İşte onların bu bâtıl da‘vâlarını red için bu âyetler nâzil olmuştur.
Hem şu dünyâ memleketinde Hâkim bir Zât’ın tasarrufâtını görmek istersen, ağaçlara bak. O Hâkim-i Mutlak, her ağacın târîhçe-i hayâtını çekirdeğinde derc edip muhâfaza
ediyor. Meselâ; küçücük incir çekirdeğinde koca incir ağacının programı derc ediliyor. Kezâ, zeytin
ağacının bütün programını, zeytin çekirdeğinde muhâfaza ediyor. O
incir veyâ zeytin çekirdekleri toprak altına atıldığında, aslını muhâfaza eden bir ağacı netîce veriyor. Elbette, bu
fiil, kánûn şeklindeki bir intizámın eseridir. İncir ile zeytini birer misâl
olarak verdik. Dünyâda mevcûd olan bütün ağaçları birden düşün ve bunlara kıyâs et! Hepsinin teşkîlât programı ve kánûnu, çekirdeğinde derc edilmiştir. Hangi çekirdeği toprağa atsan, aslını muhâfaza eden bir ağacı netîce verdiğini göreceksin.
Şimdi, otlara bak! Bütün otların programı küçücük tohumlarında derc edilmektedir. Bahâr mevsiminde yağmurun o tohumlara isabet etmesiyle nebâtât vücûda gelir. Şimdi güz mevsiminde vefât edip bahâr mevsiminde yeniden hayâta mazhar olan ve o câmid ve cansız tohumlardan vücûda gelen hadsiz nebâtâtı ve otları birden nazara alıp tefekkür et. Nebâtâtın ilk yaratılışından bugüne kadar her yerde bu ihâtalı fiilin vücûdu devâm eder. Elbette, böyle bir fiil, bir Hâkim-i Mutlak’ı ve O’nun koyduğu kánûnu ve kâinâtın bu kánûna itáat ettiğini bedâheten gösterir. Güneş, Ay, yıldızlar ve bütün mahlûkát, kendileri için konulan tekvînî kánûnlara muvâfık hareket ettikleri gibi; eşcâr ve nebâtât táifeleri de
Lügat: mekke-i mükerreme, tasarrufât, memleket, tasarruf, tefekkür, elbette, hareket, program, hadsiz, isabet, mevsim, âhiret, inkâr, kâfir, nâzil, simin, sinin, âhire, şübhe