Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
“Hem hayvânât nev‘ınden balıkların en aptal, iktidârsız ve kum içinde bulunduğu hâlde mükemmel beslenmesi ve umûmiyyetle semiz olarak görünmesi;
maymun ve tilki gibi zekî ve muktedir hayvânât, sû-i maíşetinden âlîz ve zaíf olması,
gösteriyor ki: Vâsıta-i rızk; iktidâr değil, iftikárdır.
“Hem insânî olsun hayvânî
olsun, bütün yavruların hüsn-i maíşeti, ve süt gibi hazîne-i rahmetin en latíf bir hediyyesi, umulmadık bir tarzda onlara za‘f u aczlerine şefkaten ihsân edilmesi, ve vahşî canavarların dik-ı maíşetleri dahi gösteriyor ki:
Vesîle-i rızk-ı helâl; acz ve iftikárdır,
zekâ ve iktidâr değildir.”
“Evet, en parlak bir
mu‘cize-i san‘at-ı Samedâniyye ve bir hárika-i
hikmet-i Rabbâniyye olan hayâtı kim vermiş, yapmış ise; rızıkla o hayâtı besleyen ve idâme eden de O’dur. O’ndan başka olmaz... Delîl mi istersin? En zaíf, en aptal hayvân en iyi
beslenir (Meyve kurtları ve balıklar gibi). En áciz, en nâzik mahlûk; en iyi rızkı o yer (Çocuklar ve yavrular
gibi).
“Evet, vâsıta-ı rızk-ı helâl, iktidâr ve ihtiyâr
ile olmadığını; belki, acz ve za‘f ile olduğunu
anlamak için, balıklar ile tilkileri, yavrular
ile canavarları, ağaçlar ile hayvânları müvâzene etmek kâfîdir.
“Rızk-ı helâl, iktidâr ile alınmadığına, belki iftikára binâen
verildiğine delîl-i kat‘í: İktidârsız yavruların hüsn-i maíşeti ve muktedir canavarların dîk-ı maíşeti; hem zekâvetsiz balıkların semizliği ve zekâvetli, hîleli tilki
ve maymunun derd-i maíşetle vücûdça zaífliğidir. Demek, rızık, iktidâr ve ihtiyâr ile ma‘kûsen mütenâsibdir. Ne derece iktidâr
ve ihtiyârına güvense, o derece derd-i
maíşete mübtelâ olur."
İnsânlarda da durum böyledir. İnsân, áciz ve zaífken rızkını daha râhat bulur. Güçlendikçe rızkı ondan uzaklaşır. Meselâ; insân ana rahmindeyken, göbek kordonu vâsıtasıyla rızkını yer. Dünyâya geldikten sonra, o yavru ister istemez dudağını hareket ettirmeye mecbûr kalır. Dudağını hareket ettirmezse rızık gelmez. Dünyâya geldiğinde, rızkı olan anne sütü hemen ardından gönderilir. Biraz daha kuvvetlense, kendinde bir iktidâr hissetse, başkası onu yedirmeye başlar. Yaşı biraz daha ilerlese, ona, “Elinle ye!” derler. Biraz daha iktidâr sáhibi
Lügat: muktedir, canavar, hareket, zekâvet, binâen, ediyye, gönder, hediyy, hikmet, tersin, şefkat, nâzik