Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
El-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan (Muhammed el-Kersî)
-
Keşfü’l-Envâr Külliyyâtı
- Tesettür Risalesi'nin Şerhi
- Yirmi Altıncı Söz'ün Zeyli ve Hàtimesi'nin Şerhi ile Beşinci Mektûb'un Şerhi
- On Birinci Söz'ün Şerhi
- Dokuzuncu Söz'ün Şerhi
- Ene Risâlesi'nin Şerhi
- İkinci İşâret’in Şerhi
- Kader Risâlesi Şerhi (Genişletilmiş Yeni Baskı)
- Yirmi Üçüncü Lem‘a, Tabîat Risâlesi’nin Şerhi
- On Dördüncü Lem‘a’nın İkinci Makámı’nın Şerhi
- Münâzarât'ın Şerhi
- Haşir Risâlesi’nin Şerhi
- Hüve Nüktesi ve Şerhi
- Yirmi Dokuzuncu Söz ve Şerhi
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (1. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (2. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (3. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (4. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (5. Cild)
- Arabî İşârâtü’l-İ‘câz Meâl ve Şerhi (6. Cild)
- Yirmi Yedinci Mektûb (Bir Kısım)
- İkinci Şuá‘ın Şerhi
- Yirmi Dördüncü Mektûb ve Şerhi
- Telvîhát-ı Tis’a Risâlesi Şerhi
-
Rumûzu’l-Kur’ân Külliyyâtı
- Rumûzu’l-Kur’ân (1-5)
- Mir’âtü'l-Cihâd
- İ‘câzu’l-Kur’ân
- Dokuzuncu Şuá‘ın Dokuz Álî Makámı
- Kitâbu’z-Zekât
- Rahmân Sûresi’nin Tefsîri
- Nüzûl-i Ísâ (as)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (1. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (2. Cild)
- Yirmi Beşinci Mektûb, Yâsîn Sûresi’nin Tefsîri (3. Cild)
- Külliyyât-ı Hulûsıyye
-
Muhtelif Eserler
yemekler, tatlılar ve meyvelerle donatılmış sofralarla gaybî bir yerden geliyor. Elbette, bunların kendi kendine gelmesi mümkin değildir. Demek, kerîm bir Zât
var ki; biz istemeden, ağaçların başına meyveleri koyup bize
takdîm ediyor.
O hâlde, her bir ağaç birer eserdir. O ağaçta kerem fiili görünür.
Kerem ise, kerîm bir Zât’ı gösterir. İstemeden verenin, elbette bizden bir isteği olacak ve o isteğini elçileri vâsıtasıyla bizlere bildirecektir. O
kerîm Zât’ın bizden istediği ise, îmân ve ibâdettir.
Elbette, böyle kerîm bir Zât’ı îmân ile tanıyan ve O’nun keremine ibâdetle teşekkür eden raıyyetine mükâfâtı; O’nu inkâr ve O’na isyân
edenlere de mücâzâtı olacaktır.
O kerem fiilini gösteren
âsârdan biri de, zehirli bir sineğin eliyle şifâlı bir balı insâna yedirmektir. Evet, bal arısı, garîb bir san‘at-ı İlâhiyyedir. Rabb-i
Kerîm’imiz, onun eliyle en şifâlı bir balı bizlere ihsân ediyor.
Yeni dünyâya gelmiş bir arı yavrusu; yaşı bir gün iken, havâda bir günlük mesâfeye gider, bal yapımında kullanacağı çiçek özünü bulup alır ve havâda izini kaybetmeyerek, sevk-ı kaderî ile yuvasına girer. Kovanında, insânlara şifâlı olan bal yapma san‘atını icrâ eder. Arıların bir beyi vardır. Arapça’da ismi “ya‘súb”dur. Şimdi arı beyi diyorlar. Arılar, bu beylerini son derece dikkatle dinlerler. Her ne emrederse, acele ile îfâya çalışırlar. Bal arısının yaptığı altıgeni, bütün mühendisler toplansa yapamazlar. Şimdi bir düşünelim. Bu zavallı hayvâna bal gibi hárika bir san‘atı ve bal gibi bir gıdâyı yapmayı kim öğretmiş? Elbette, bal arısı, Cenâb-ı Hakk’ın ilhâmına mazhar olup bu san‘at eserini vücûda getirmekte ve bal gibi şifâlı bir ni‘meti izn-i İlâhî ile bizlere takdîm etmektedir. Cenâb-ı Hak, bal arısının ilhâma mazhariyyetini şöyle ifâde buyurmaktadır:
وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذ۪ى مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ
“Senin
Rabbin bal arısına şöyle ilhâm etti: ‘Dağlardan, ağaçlardan ve insânların kuracakları kovanlardan kendine evler edin.’ ”
Arının bu san‘at eserini yapması ve bal gibi bir ni‘meti bize takdîm etmesi, elbette Kerîm ismiyle müsemmâ bir Zât’ın varlığının ve birliğinin bâriz delîlidir.